Temelden Paragraf

ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 43

ESKİ ÇAĞDA KOZMETİK VE PARFÜM

Bugünkü anlamda yüzde 7-15 alkol içeren güzel ve zengin kokulu ecza karışımlı çözeltiler olan “parfüm”ler Antikçağ’da tanınmıyordu. “Parfüm”e ilişkin “per fumum” ya da “per fumare” (“duman yoluyla”) şeklindeki Latince niteleme, koku üretiminin kökensel yöntemini vermektedir. İtalyanca “profumo”, Almanca “Parfüm”, İngilizce “perfume”, Fransızca “parfum” sözcükleri, Latince “fumus” (duman) sözcüğünün “per fumum” (duman yoluyla üretilen koku) şeklinden gelmedir ve özgün şeklinde uçucu yağın alkollü ya da alkollü-sulu çözeltisi anlamı yoktur. İlk “parfümler” katı eczalar (ya da ecza karışımları) halindeki tütsüler olup örneğin kızgın odun kömürü üzerinde ısıtılarak istenen koku açığa çıkarılıyordu. Eskiçağda güzel kokunun yaşayan insanları ve ölüleri öteki dünyanın uğursuzluklarından koruyacağına, sağlıklıları mutlu kılacağına, hastaları sağaltacağına ve insanları daha yüksek mertebelere eriştireceğine inanılıyordu. Tütsüleme Ortaçağ’a dek mekân ve beden temizliğinin öğelerinden biri olmuştur ve Ortaçağ’da tütsülerin hastalık salgınlarında kötü ruhları kovacağına inanılıyordu. Belirli odun ve reçinelerin yakılmasıyla oluşan dumanın koruyucu etkisi konusundaki bilgiler, tarih öncesinin avcı ve toplayıcı kültürlerine dek geri uzanır ve onlar tarafından et ve meyvelerin konserve edilmesinde bu amaçla kullanılmıştır.158 Rönesans döneminde İtalya, 16. yüzyılda ise Fransa, parfüm üretiminde önde gitmiştir. Günümüzde en büyük parfüm üreticileri olarak ABD, İsviçre ve Almanya, dünya pazarını elinde tutmaktadır.

Parfüm üretimi Eski Mısır’da başlamış, Hindistan ve Çin’e yayılmış, Eski Romalılar tarafından geliştirilmiş, daha sonra da Avrupa’da başta Fransa ve İtalya, parfüm üretiminin iki önemli merkezi haline gelmiştir.

Bitkiler tarafından üretilen kokulu uçucu yağların birincil işlevi, meyve ve tohumların dağıtılmasında ve tozlaşma olayının gerçekleşmesinde yararlanılan hayvanların çekimlenmesidir. Böcekleri kendine çeken bu kimyasal uyartılar, çiçeklerin yer ve türlerinin saptanmasında böceklere yol gösterir ve arı ve kelebekler daha çok tatlı kokular yayan çiçeklere yönelirken, diğer böcek ve güveler baharatsı ve meyvemsi kokulu çiçekleri yeğlerler. Uçucu yağlar, kimyasal bileşim farklılıklarına göre ağır / yeğin kokulu olanlar (fulya, müge ve hanımelinde olduğu gibi terpen içerikli uçucu yağlar), aromatik olanlar [tarçın yağı, karanfil yağı (“eugenol”), anason yağı (“oleum anisi”), vanilya kokusu, badem yağı vb.], meyve kokulu olanlar (portakal, muz, yeşil elma, kayısı, menekşe kokusu vb.) gibi gruplara ayrılabilir.69 Yeryüzündeki yaklaşık 100 bin bitki türünden yaklaşık 1700’ü uçucu yağ içerir ve bunlardan 600 kadarı sık, 100-200 kadarı da ender olarak parfüm hazırlanmasında kullanılmaktadır.

Kozmetik sözcüğü, Yunanca “Ho kósmos” (“düzenlilikten gelen güzellik”) ya da “kosmetikos” (“süs ile ilgili”) sözcüğünden gelmektedir. Aynı kökten gelme “He kosmetér” ise olumsuz bir anlama sahip olup kibarlık budalası ve gelişigüzel süslenmiş temizlikçi kadın anlamındadır. Günümüzde kozmetik, bedenin dış kısımlarını korumak ve güzelleştirmekten çok, onu daha çarpıcı bir şekilde görünen, güzel kokan ve kişiyi fark edilir hale getiren bir sanat halini almıştır.

İnsanlar en Eskiçağ’lardan beri renklerin önemini kavrayarak onları çeşitli amaçlar için kullanmışlardır. Bunların en önemlilerinden biri, kadınların görünüşlerini değiştirmek, güzelleştirmek ve cinsel çekiciliği artırmak amacı ile bitkisel, hayvansal ve mineral kaynaklı boyaların kullanılmasıdır. Çok eski kültürlerde kaşlar antimon parlağı (rastıktaşı, Sb2S3) ile, göz kapağı toz haline getirilmiş malakit [CuCO3.Cu(OH)2] ile, saçlar ise kına ve indigo ile boyanıyordu.

İlk koku maddelerinden biri olan tütsü, Eskiçağ’da tanrılar için yakılırdı. Az yer kapladığı halde tüm tapınağı kokuya boğar ve insanlar onun kokusunun iyi etkiler yarattığına ve kötü ruhları kovduğuna inanırlardı. Mezopotamyalılar için en değerli tütsü, kokulu Lübnan sedir ağacının (“Cedrus libani”) reçinesi idi. “Lübnan” adı, Akkadca’da tütsü anlamına gelen “lubbunu”dan türemiştir ve sedir ağacı, Lübnan bayrağında bir simge olarak yer almıştır.

Eski Mısırlı rahipler dinsel uygulama bağlamında her gün tanrıların heykellerini kokulu merhem ve tütsülerle kokulandırır ve onlara günün çeşitli vakitlerinde yaptıkları törenlerle kokulu reçineler, tütsüler ve “Tanrıları sevindiren” anlamına gelen bir parfüm olan “kyphi” sunarlardı. Mısırlılar çok tatlı ve baharatlı olan kokularını hazırlamak için mürrüsâfi, kasnı otu, Çin tarçını, kakule, sedir ağacı, Çin sümbülü, aselbent sakızı, laden çiçeği, günlük, amber, misk, portakal ve portakal çiçeği gibi bitkilerden yararlanmışlardır. Eski Mısır’da alkol ve damıtma işlemi henüz bilinmediği için, kokulu çiçek ve reçinelerin bir katı ya da sıvı yağ içinde sıcakta uzun süre bekletilip özütlenmesi (“maserasyon”) ile elde edilen kokulu yağlar kullanılırdı.

Tütsüler arasında ikisi, günlük ve mür, çok eski Doğu kökenlidir. Dinsel törenlerde binlerce yıldan beri kullanılan günlük (günnük, “Olibanum”), Doğu Afrika ve Güney Arabistan’da (“Boswellia carteri Birdw.”) ve Moluk Adaları’nda (“Boswellia glabra“ ya da “Boswellia serrata Roxb.”) yetişen “Boswellia” türüne ait çeşitli ağaç türlerinin bir ürünüdür. İslâm öncesi dönemde, ticaretini bir süre Nabatlıların elinde tuttuğu günlük, pahalı bir ticaret malı idi ve Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar dinsel törenlerde çevreyi kokulandırmak için kullanıyorlardı. Mür (mürrüsâfî) ise aynı bölgelerde yetişen “Balsamodendron Knuth”un çeşitli türlerinin ürünüdür. Ayrıca Suriye’den Şam gülü ve güzel kokular (ıtriyat), İran’dan ise çeşitli güzel kokulu yağlar sağlanmaktaydı.

18. yüzyıl başlarında ortaya çıkan “Kudüs balsamı” günlük (“Boswellia spp.”), mür (“Commiphora spp.”), sarısabır (“Aloe sp.”) ve mastika sakızı (mesteki sakızı) karışımının tentürü, yani alkoldeki çözeltisi olarak büyük bir ün kazanmıştı. 1686-1729 yılları arasında 43 yıl boyunca Kudüs’teki St. Saviour Fransisken Manastırı’nda hekim ve eczacı olarak çalışan Antonio Menzani di Cuna (1650-1729) tarafından salgınları önleyici bir ilaç olarak geliştirilen bu karışımın tüm yaraları iyileştirdiği, mide ağrısı, basur, baş ağrısı ve baş dönmesi, kulak ve diş sorunlarına ve kalp rahatsızlıklarına karşı etkili olduğu söylenmekteydi. “Kudüs balsamı” Batı tıbbında iki yüzyılı aşkın süre boyunca önemli bir farmasötik reçete olarak kullanılmışsa da, 20. yüzyıl başında yaralarla ilgili mikrop bulaşması ve antisepsi bilgilerinin kavranması sonucu kullanımdan çıkmıştır.

Kozmetiklerin ilk kez bilimsel olarak yapımı ve kullanımı Bergama’lı Galenos’a yakıştırılmaktadır. Merhemlerin temeli sıvı ve katı yağlar, özellikle de yünün iyice kaynatılmasıyla kazanılan ve deniz suyu ile işleme, yoğurma, süzme, yeniden eritme yoluyla arıtılan ve güneşte ağartılan lanolin idi. Bitkisel yağlar zeytin, badem, ceviz, hindistancevizi ve susamın preslenmesiyle kazanılıyordu. Örneğin çok sevilen gülyağı gibi esanslar çiçeklerin zeytinyağı ya da hintyağı yardımıyla soğuk ve sıcak biçemlerde özütlenmesi (ekstraksiyon) ile üretiliyordu.

Eski Mısır papirüslerinden öğrenildiğine göre Mısırlı dansözler dans ederlerken, bedenleri güzel koksun diye parfümlü krem kullanırlardı. İçin için yanan kimi bitkilerin çevreye güzel kokular yaydığını gözlemleyen insan, değişik bitkileri yakarak koku elde etmeyi öğrenmiştir. İbadet sırasında ağaç, sakız, reçine ve bunların karışımlarının yakılması, zamanla dinî törenlerin vazgeçilmez bir öğesi haline gelmiştir

Merhem (pomat) ve parfüm hazırlama işi, ekstraksiyon yönteminin doğmasına yol açmıştır. Mezopotamya ve Mısır’da bu yolla hazırlanan ürünler tıbbî, dinsel ve kozmetik amaçlarla kullanılıyordu. Merhemlere, tütsü ve kokulara yönelik akıl almaz bir tutku vardı. Zengin sayılacak bir parfüm koleksiyonu, zengin evlerinin en önemli nesnelerinden biri olup, aileler evlenecek kızlarına bundan birtakım veriyorlardı. Eski Mısır’daki tapınak heykellerine günde üç kez, güzel kokulu karışımlardan hazırlanan merhemler sürülüyordu. Güzellik idealine karşılık gelecek şekilde insanlar beden ve elbiselerini yağlıyor, saçlara arapbalsamından yapılan bir pomat sürülüyordu. Resmi kabul ve ziyafet törenlerine gelen ünlü kadın konuklara, hintsümbülü ile kokulandırılmış balmumu benzeri kokulu merhemlerden hazırlanmış konik başlıklar sunulur, sert pomattan yapılmış bu balsam külâhları bir toka ile saçlara tutturulur ve beden sıcaklığının etkisiyle gün boyunca çok yavaş eriyip akarak başı ve bedeni güzel kokulara boğar, çevreye hoş kokular yayardı (ŞEKİL 84, ŞEKİL 85). Kimi Bedevi kabileleri bu geleneği 20. yüzyıl başına dek sürdürmüştür. Mısır’daki kral mezarlarında, alabasterden (sumermeri, kaymaktaşı) yapılmış koku kaplarına rastlanmıştır. Mısır’ın gelişmiş yüksek kültür döneminde, uçucu bileşenlerin elde edilmesi için damıtma aletleri kullanılıyordu. Panopolis’li Zosimos (~250-310) ve Ptolemais’li (Kyrene’li) Synesius (370-415) gibi bilginler, Mısırlıların damıtma sanatını betimlemişler ve böyle aletleri kullanmışlardır.141 Eski Mısır’da manikür-pedikür de uygulanmaktaydı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir