Temelden Paragraf

ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 51

KÜLTÜRÜN YENİDEN ÜRETİMİNDE YAPAY ZEKÂ

Esaretin Bedeli adlı film, internetteki en geniş çaplı film veritabanı olan IMDB’nin tüm zamanların en iyi 250 filmi listesinde yıllardır ilk sırada bulunmaktadır. İlginç olan, başka hiçbir sinema kuruluşunun, ya da tanınmış eleştirmenlerin listelerinde film ilk sıralarda değildir. Bu çelişkili durumun en önemli sebebi ise bu listeyi oluşturan iradenin aslında algoritmik bir karar verici olmasıdır.

IMDB’nin en iyi 250 film algoritmasının -resmi olarak kodları açıklanmamış olsa bile- filmin aldığı puanların ortalaması, yapılan toplam puanlama sayısı, farklı lokasyonlardan gelen oy çeşitliliği, oy veren kullanıcının platformdaki aktifliği gibi parametrelerle çalıştığı bilinmektedir. Kullanıcılar, Esaretin Bedeli’ne farklı yönleri nedeniyle 10 puan vermiş olabilir. Dahası, kullanıcılar, izledikleri en iyi film olduğunu düşünmese bile filme yüksek puanlar vermiş olabilir. Algoritma için bunun bir önemi yoktur. 10 puan sadece 10 puandır. Ve Matta etkisi nedeniyle film bir kez ilk sıralara yerleştiğinde, orada kalması daha da kolaylaşır.

IMDB’de oy veren insanların çoğu için bile Esaretin Bedeli’nin en beğendikleri film olmaması muhtemeldir. Çünkü kullanıcılar, filmi beğenmiş olsalar bile genellikle listenin 1. sırasında olmasını hedefledikleri için değil sadece beğendikleri için yüksek puan verirler. Burada devreye giren soru şudur; çoğu kişinin filme yüksek puan vermeye eğilimli olması, onu tüm zamanların en iyisi yapmaya yeter mi? Film, bu listede 1. sırada olmasaydı da başarısı nedeniyle önemli derecede bir bilinirliğe sahip olacağı kesindir. Ancak popüler kültür açısından asıl önemli olan bugünkü kadar bilinir olmayacağıdır. Çünkü IMDB’nin en iyi 250 film listesi, belki de filmin kendisi kadar ünlüdür ve bu listenin üst sıralarında olmak filmler için ayrı bir prestij kaynağıdır. Tam bu noktada, popüler kültür çalışmalarının en büyük tartışma konularından biri olan “halk bunu istiyor” retoriğine dair tartışma, bir kez daha ortaya çıkar. İnsanlar, filme isteyerek yüksek puan vermiştir. Ancak listenin en başında olmasını gerçekten istemişler midir? Yoksa IMDB’nin kullandığı algoritmanın çalışma biçimi nedeniyle mi film ilk sırada bulunmaktadır? Algoritmaların kültür üzerindeki rolü, en basit haliyle bu şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Kültür; bir anda, gelişigüzel olarak vuku bulmayan, yeni anlamların, değerlerin, pratiklerin vb. bir süreklilik halinde yeniden filizlendiği, yeniden üretildiği bir yapıya sahiptir ve kültürün temeli bu “yeniden üretim” özelliğine dayanır (Williams, 1993: 200 201; 2021: 56). Bu çalışmanın amacı; yapay öğrenme, derin nöral ağlar gibi tekniklerin gelişmesiyle, son yıllarda bir patlama yaşayan yapay zekâ çalışmalarının ve bu patlamayla beraber artık daha da otonom şekilde hareket edebilir hale gelmiş algoritmaların, kültürün yeniden üretimindeki rolünü sorgulamaktır. Elbette bu konu, üzerine ciltler yazılacak kadar geniş meseleleri barındırdığından, bir örnek üzerinden konuyu irdelemek tercih edilmiştir.

Kültür ve medya sözcükleri yan yana olduğunda ilk akla gelen kuramcılardan olan Horkheimer ve Adorno (2010), kültür endüstrisinin üretim süreçlerinde iktidar ve sermaye olmak üzere iki gücün belirleyici rolde olduğunu savunurlar. Stuart Hall, Raymond Williams, John Fiske gibi kuramcılar ise konuya biraz daha ılımlı bakarak kültürün sadece yukarıdan aşağı dayatılmadığını, aynı zamanda aşağıdan yukarıya doğru örgütlendiğini savunurlar. İnternetin ve sosyal medyanın kültürel alanı şekillendirdiği günümüz koşullarında, iktidar, sermaye ve toplumun yanında, kültürel üretim süreçlerinde yeni bir faktör öne çıkmaya başlamıştır. Günümüzde yapay öğrenme yöntemiyle geliştirilen algoritmalar, internet ve dolayısıyla kültür üzerinde neyin popülerlik kazanacağı konusunda son derece belirleyici bir rol oynamaktadır.

Sosyal medyanın yaygınlaşması, bir tarafta üreticinin diğer tarafta tüketicinin olduğu klasik konumlanışı değiştirmiştir. İnternet erişimine ve yeterli teknik ekipmana sahip herkes sosyal medyada içerik üretme şansına sahiptir. Anaakım içerikler, büyük medya holdingleri, televizyon kanalları, sinema stüdyoları gibi büyük bütçeler gerektiren ticari kurumların tekelinden çıkmıştır. Bu durumda içeriklerin popülerleşmesi de biçim değiştirmiştir. Artık sosyal medyadaki içeriklerin popülerleşmesi ve geniş kitlelere yayılmasında algoritmaların büyük ölçüde etkisi vardır. Burada algoritmaların çalışma prensiplerine dair iki temel problem ortaya çıkar. Birincisi, algoritmaların genellikle kar maksimizasyonu odaklı olması, yani üretilmiş içeriklerin özgün, yaratıcı ve nitelikli olmasından hatta izleyici tarafından beğenilip beğenilmediğinden ziyade “etkileşim” yoğunluğuna bağlı olarak çalışmasıdır. Sosyal medyadaki öneri sistemi, genellikle daha fazla “tık” veya “izlenme” sağlayacak şekilde yapılandırılmıştır. İkinci problem ise algoritmaların genellikle muğlak ve gizlenmiş olmasıdır. Algoritmaların karmaşık yapıları genellikle gizli tutulmakta ya da yapay öğrenme yoluyla sürekli olarak değiştiği için detaylarıyla bilinememektedir. Ancak algoritmaların temel çalışma prensipleri sır değildir. Dolayısıyla algoritmaya dair “sırları” kavrayabilen içerik üreticilerinin, diğerlerinden daha öne geçmesi olasıdır. Bu durum, geleneksel medyayla hem benzerlikler hem de farklılıklar içermektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir