ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 53
DÜNYAYI DEĞİŞTİREN ALGORİTMALAR
Algoritmalar kültürü değiştirir, dönüştürür ve yeniden üretir. Öyle ki bazı ünlü algoritmalar şimdiden içinde yaşadığımız dünyayı değiştirmiştir. Bunlardan muhtemelen en çok kullanılan ve en tanınmış olanı, Google’ın kurucuları Larry Page ve Sergey Brin tarafından geliştirilen PageRank algoritmasıdır. Kısaca özetlemek gerekirse PageRank, web siteleri arasında gezinen bir kullanıcıyı taklit eden bir algoritma modelidir. Bu model içinde çalışan yapay kullanıcılar (botlar) aynı linke dönmemek şartıyla sürekli web sitelerinde verilen linklere geçerek, çeşitli kriterlere göre bu linklere 1 ile 10 arasında puan verirler. Bu kriterlerin en başında, daha çok sitede linki olan, yani daha çok paylaşılan web linkinin daha çok puan alması gelir. Böylece bir konu hakkında arama yapıldığında PageRank puanı en fazla olan link en başta görünür. Aslında bu model, akademik atıf sisteminden esinlenilerek oluşturulmuştur; en çok atıf alan metin (link) en başarılı olarak kabul edilir. MacCormick, PageRank’i “bir iğnenin zahmetsizce samanların en üstüne çıkmasına” benzeterek bu algoritma sayesinde yapılan aramaların çoğunluğunun alakasız içeriklerle eşleşmesinin önüne geçildiğini belirtmiştir. Her ne kadar Google şimdilerde farklı bir algoritma modelini kullansa da PageRank, Google’ın diğer birçok muadili arasından sıyrılarak açık ara en popüler arama motoru olmasını sağlamış, ayrıca insanların web sitelerini bu modele ayak uyduracak şekilde tasarlamasına neden olarak Internet tarihinin seyrini büyük ölçüde etkilemiştir. Uzun bir dönem boyunca ağdaki web sitelerinin genel tasarım tarzı, daha yüksek PageRank puanı almak üzere şekillenmiştir. Bu algoritmanın etki büyüklüğüne örnek olarak; SEO kısaltmasıyla bilinen arama motoru optimizasyonunun dijital pazarlama içinde kendine özgü bir uzmanlık alanı olarak ortaya çıkması gösterilebilir.
PageRank ve benzeri arama algoritmalarının çalışma biçimine yönelik önemli eleştiriler mevcuttur. Örneğin, Introna, PageRank’in her bağlantıya eşit davranmadığını, “önemli” sayfalardan gelen bağlantıların daha yüksek puan getirdiğini, yani halihazırda önemli görülen “kanonların” belirleyici olduğunu savunmuştur. Böylelikle zaten önemli veya popüler olanın yine ve daha çok öne çıktığı plütokratik bir yapı kurulmuş olur. Pasquinelli (2009) ise konuya dikkat ekonomisi açısından yaklaşarak, PageRank’in bu ekonomik model içinde, farklı medya biçimlerini kapsayan, hegemonik bir değer birikimi diyagramı sunduğunu, bu diyagram sayesinde hem web üzerindeki artı değer üretiminde tekelleştiğini hem de dijital alanın içinde ve dışında belirleyiciliği yüksek bir aktör haline geldiğini belirtmiştir.
İnternet ve yeni medya tarihinin seyrini etkileyen önemli algoritmalardan biri de Facebook’un 2011 yılına kadar kullandığı, kullanıcıların akışında hangi haberlerin ilk sırada görüneceğini belirleyen EdgeRank algoritmasıdır. O yıllarda Facebook’un sosyal ağdaki neredeyse tekel konumunda olmasıyla beraber düşünüldüğünde EdgeRank, çok önemli bir belirleyici rolü üstlenmiş, belki de kendisinden sonraki algoritmik modellerin tasarımına da örnek teşkil etmiştir. Bucher, Foucault’nun gözetim ve görünürlüğün mimari yapısı olarak panoptisizm nosyonlarından yola çıkarak EdgeRank’in gözetim baskısıyla değil, tam tersine görünmez kılınma ya da modası geçmiş olma tehdidiyle işleyen yeni bir algoritmik görünürlük rejimi ortaya koyduğunu savunmuştur.
PageRank, EdgeRank ya da benzer modellerin eleştiriyi hak eden tüm yönlerine rağmen esasen tüm suçu veya belirli teknoloji şirketlerine atmak yersizdir. Google ya da Facebook adlı şirketler hiç kurulmamış olsaydı, yukarıdaki paragraflarda muhtemelen Yahoo’nun, Microsoft’un ya da başka bir şirketin geliştirdiği algoritmalar üzerine olan tartışmalardan bahsediliyor olacaktı. Mager’in dikkat çektiği üzere; asıl sorun ağdaki tasarımcıların ve kullanıcıların kendi hedeflerine ulaşmak için arama motorlarıyla ittifak yapmak zorunda kalmaları ve bunun sonucunda “algoritmik ideolojinin” geçerlilik kazanmasıdır.
Dünyayı değiştiren algoritmalara onlarca örnek daha verilebilir. Amazon’un e ticaret alanındaki öncü modeli “Item-to-Item Collaborative Filtering”, Netflix’in 2009 yılında gerçekleştirdiği 1 milyon dolarlık öneri sistemi yarışmasını kazanan Pragmatic Chaos, OpenAI şirketinin ürettiği ChatGPT dil modelinin arkasındaki Generative Pre trained Transformer algoritması bunlardan bazılarıdır.
Belirleyicilik, Otorite ve Bürokrasi
Algoritmalar sadece insanlarla değil birbirleriyle de etkileşime geçer. Kimi zaman bu yapay öğrenme süreci için gerekli bir süreç olarak işler. Algoritma diğer bir algoritmayla onun insan veya makine olduğu bilgisi olmaksızın da ilişki kurabilir. Örneğin öneri algoritmalarını manipüle etmek için botları kullanan karşı algoritmalar yazılabilir. Tersine mühendislik olarak da adlandırılan bu tür yöntemlerde amaç algoritmanın işleyişini, terimi biyolojiden ödünç alırsak; “parazitik” bir biçimde kullanarak sistem içinde belirli bir alan elde etmektir. Bütün bunlar kesintisiz olarak güncellenen devasa veri setlerinin işlenmesiyle gerçekleşmektedir. Striphas’a (2015: 406) göre algoritmalar, genişleyen veri külliyatı içerisindeki istatiksel bağıntıları, birbirinden farklı ve dağınık insan yığınlarını bir araya getirerek kültürün –Bruno Latour’un toplumsal olanı bir araya getirme olarak tanımladığı– başlıca görevlerinden birini büyük ölçüde üstlenmiştir.
Her an her yerde ulaşılabilir olan bir (yeni) medya toplumunda iktidar da giderek daha fazla algoritmalara, dolayısıyla onları yöneten şirketlere geçmektedir. Böyle bir ortamda algoritmaların gündelik hayat ve daha geniş çaplı meseleler üzerindeki belirleyiciliği giderek artmakta, hatta bazı durumlarda algoritmalar, insan müdahalesinden bağımsız olarak doğrudan karar alıcı bir nitelik kazanmaktadır. Otorite, bürokrasi, yönetim, güvenlik, hukuk, eğitim gibi temel toplumsal alanlar algoritmaların süzgecinden geçen kararlarla şekillenmektedir.
Algoritmalar, temelde kendilerinden istenilen görevleri yerine getiren kural tabanlı mekanizmalar olsalar da aynı zamanda veriler arasındaki seçim yapma yetkileri dolayısıyla sundukları bilgilerin hangi felsefi veya tarihsel konumlanışlarla birlikte sunulduğunun oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır. Belki de algoritmalar üzerine düşünmenin ve tartışmanın en önemli yanı onların giderek güçlenen belirleyici konumlarıdır. İktidar, güç, meşruiyet gibi konular konuşulduğunda artık mutlaka algoritmaların da bir şekilde konuyla ilişkili olduğu görülmektedir. Algoritmalar artık sadece belirli otorite biçimlerine eklemlenmenin dışında kendi başlarına da bir otorite kaynağı olabilmektedir. Bu noktada, Lustig ve Nardi “algoritmalar ve insan aktörler arasındaki duruma” dikkat çekerek “algoritmik otorite” ortamında insanlardan sadece hangi bilginin doğru olduğunu saptama konusundaki yetkinin değil aynı zamanda insan eylemini yönlendirme konusundaki yetkinin de devralındığını savunmuşlardır.
Algoritmalar, günümüzün teknoloji endüstrisi, tıp, hukuk, savunma, eğitim gibi profesyonel muhakeme yetisi gerektiren birçok alanda giderek daha çok söz sahibi olmaktadır; alışılageldik toplumsal kurum yapısı, otomasyona daha sıkı bağlanmış hale gelmekte, profesyonel meslekler, ne kadar prestijli veya yüksek ünvanlara sahip olsalar bile karar alma konusunda algoritmaların sağladığı ikinci bir görüşten muaf olmayan bir konuma yerleşmişlerdir. Böylelikle meşruiyet, profesyonellerden kodlayıcılara ve dolayısıyla algoritmalara doğru kaymıştır. Yapay zekâ ve algoritmalar artık devletin dahi yönetimle ilgili geleneksel birçok rolünü üstlenmiş durumdadır. Algoritmik yönetim araçları, sadece devlet aygıtının bir parçası olmakla kalmamakta, aynı zamanda onu yeniden şekillendirmektedir
Değer ve sermaye üretmek, davranış ve tercihleri şekillendirmek, insanları tanımlamak, sıralamak ve sınıflandırmak gibi tarafsız olmanın pek mümkün olmadığı amaçlar için kodlanan algoritmalar, tarafsız olmadıkları gibi toplumsal hayata karşı kayıtsız veya apolitik de değillerdir. Dolayısıyla toplum ve birey üzerinde ciddi bir belirleyici etkiye sahiptirler. Öyle ki sadece olayların akışını veya kültürel üretim biçimlerini değil bireylerin kimliklerini ve varoluşlarını bile etkilemektedirler. Cheney-Lippold’a göre algoritmalar sürekli olarak verileri işleyerek ve verilerin anlamlarını yorumlayarak kim olduğumuz konusunda kategorizasyonlar oluşturur. Böylelikle bireyler kim oldukları konusundaki kontrollerini, hatta kimliklerini oluşturan kategoriler üzerindeki “mülkiyetlerini” kaybetmektedir. Bu “sibernetik kategorizasyon” süreci, bir çeşit “biyoiktidar” politikası işlevi görerek, kullanıcıları ikna etmek, yönlendirmek, izlemek vb. için rıza üretir ve sadece özgür gibi görünen ama sürekli olarak şartlandırılmaya maruz bırakılan kullanıcıların içinde var olabildiği/olabileceği bir yapıyı yaratır.
İnsan davranışları algoritmaların varlığına onlarla uyum sağlayacak şekilde şekillendiğinde, algoritmik kültürün genişlediği ve bu kültür biçiminde ölçülebilir şeylerin değeri artar ve yüceltilirken, ölçülemeyen nitelikteki şeylerin önemsizleştiği unutulmamalıdır. Matematiksel işlemlerden geçtiğinde değer basamaklarının üst sıralarında yer alamayan ancak özünde değerli olan şeyler böyle bir sistemde unutulabilir ya da geri plana itilebilir. Tam tersine özünde o kadar değeri olmayan ancak matematiksel işlemle bir şekilde uyuşmuş şeyler olduğundan daha değerli hale gelebilir. Bu nedenle algoritmik kararların istikrarsız, hatalı ve manipülasyona açık olduğu unutulmamalıdır. Böyle bir yapıda karar alma yetkisi ciddi sorunlara yol açabilir.
Manovich’e göre algoritmik karar alma süreci, 19. Yüzyıl’da gelişen modern bürokrasilerin bir uzantısı olarak ele alınabilir. Bürokrasinin “herhangi bir istisna olmadan iyi tanımlanmış kurallar temelinde karar alma” anlamından yola çıkan Manovich, zaten rasyonel ve “algoritmik” olması beklenen bürokrasinin veri bilimi uygulamalarıyla bir sonraki adıma geçtiğini ve bu yeni durumda algoritmaların bir yandan karar alma sürecini “kişisel” olmaktan iyice çıkarırken bir yandan da değişen koşullara gerçek zamanlı olarak yeniden adapte olan bir karar mekanizmasını ortaya çıkardığını savunur. Totaro ve Ninno’ya göre algoritmaların sayısal çalışma mantığı sayısal olmayan insani pratiklere uygulandığında “bilgi” alanının dışına çıkılarak bir tür uyuşmazlık veya çatışma meydana gelir ve bu durum insani organizasyonun ve bürokrasinin kısır döngülere girmesine neden olabilir.
Eran Fisher algoritmaların belirleyiciliği konusundaki eleştirileri daha ileri bir boyuta taşıyarak algoritmaların insan öznelliğinin temellerinden olan özdüşünümselliği ve benlik hakkındaki bilginin yaratım sürecini baltaladığını öne sürer. Bu durumda algoritmalar, insan benliği üzerindeki insan rolünü baypas ederek çağdaş öznelliğin tanımını değiştirmektedir. Fisher’a göre kitle iletişim araçları döneminde bireyler belli bir grubun parçası olarak tanımlanabilirken yeni medyayla birlikte bireyin tutarlı ve toplumsal olduğuna dair anlayış yerini sürekli değişen davranışların benzer verilere sahip başkalarıyla gruplandığı farklı bir anlayışa bırakmıştır. Geleneksel medyada üzerine politik taraflarıyla da tartışmanın mümkün olduğu bir “kamusal benlik” mevcutken, yeni medyada bireylerin içerik kişiselleştirme amacıyla içine sokulduğu kategoriler algoritmik süreçlerle belirlendiğinden toplumsallık ve politik anlamlar kaybolmaktadır. Bilginin özdüşünümsel ve iletişimsel yönlerinin erozyona uğradığı, bunun yerine öznelliği es geçen pozitivist ve davranışsal algoritmik bilginin hakimiyet kazandığı yeni bir yapı ortaya çıkmaktadır. Böyle bir yapıda, bireylerin karar alma süreçlerindeki rolü tamamen devre dışı kalmasa bile eleştirel yetiye sahip olma ayrıcalıkları, algoritma karşısında bir alt seviyeye inmektedir. İnsanların karar alma yetkilerinin giderek artan şekilde algoritmalara devredilmesi, önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi bireyler açısından bir değersizleşme sorunu yaratacaktır. Modern toplumsal yapı, sadece yönetici ve idarecilerin değil neredeyse herkesin belirli konularda karar alabildiği ya da karar alma süreçlerine katılabildiği bir yapı üzerine kurulmuştur. Hatta bu karar alma süreçleri hiyerarşik olarak tersten bile işleyebilir. Bir hekim, kendisinden daha kıdemli ve tecrübeli bir başka hekim için teşhis ve tedavi uygulayabilir. Bir banka memuru büyük bir şirketin alabileceği kredinin miktarını belirleyebilir. Gündelik hayat, sürekli olarak alınan sayısız kararlar üzerine kuruludur. Bu mekanizmanın algoritmik modellere devredilmesi, tahmin edebileceğimiz veya edemeyeceğimiz sayısız soruna yol açabilir ve insanlığın ontolojik halini tümüyle değiştirebilir.
