GÜNÜMÜZDE YAPAY ZEKÂ ÇALIŞMALARI ve YAPAY ZEKÂNIN GETİRDİĞİ SORUNLAR
ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 78
Günümüzde yapay zeka alanında yapılan çalışmalar ikiye ayrılabilir: Bir yandan teori düzeyinde ya da yaptığı bazı işlere veya görevler konusunda insanlarla rekabet edebilecek modellerin çalışmaları sürerken bir yandan da artık doğrudan gündelik hayata entegre edilmiş yapay zeka biçimleri mevcuttur. İlkine örnek olarak satranç, Go, briç gibi oyunlarda başarılı insanları yenebilen, belirli düzeyde yazılı metin üretebilen ya da karşıdaki insanla sohbet edebilen, bazı sanatsal aktiviteleri temel düzeyde de olsa gerçekleştirebilen uygulamalar sayılabilir. İkinci türden çalışmalara ise çeviri uygulamaları, tasnif algoritmaları, mühendislik, mimari, tıp, ekonomi gibi alanlarda kullanılan algoritmalar örnek gösterilebilir.
Her iki alandaki çalışmalar da insanlarla rekabet halinde olan uygulamalardır ancak ikinci türden çalışmalar birinciden farklı olarak insan yaşamını kolaylaştırabilen, bilimsel gelişmeleri hızlandıran ve üretim-tüketim ilişkilerini değiştiren etkilere daha çok sahiptir. Bu nedenle yapay zeka çalışmalarına dair analizler sadece pratik olarak sağladığı faydalara veya nasıl daha fazla fayda sağlayabileceğine değil insanın sosyal ve kültürel bir varlık olarak yaşadığı dönüşümlere de odaklanmalıdır.
Dyer-Witheford vd’ne göre yapay zeka “çok ileri bir teknolojik-bilimsel metadır; ancak, tüm kapitalist girişimler gibi, bu da artı değer üretme -yani kar arama, rekabet etme, yatırımları çekme, piyasaları kontrol etme ve oligopoller ve monopoller meydana getirerek rakipleri bertaraf etme- dürtüsünün güdümündedir.” (Dyer-Witheford vd., 2022: 48-49) Yapay zeka, üretimin koşullarını ve işleyişini sürekli olarak güncellemekte ve genellikle kapitalist üretim metodlarını pekiştirmektedir. Sermaye ve teknoloji karşılıklı olarak birbirlerinin daha hızlı gelişmesini sağlamaktadır. Üretimin sürekli olarak yenilenip dönüşmesi her kademede bazı kolaylıklar getirmektedir. Ancak özellikle alt ve orta sınıf mensupları için bu sürecin getirdiği dezavantajlar da oldukça fazladır. Özellikle sermaye tarafından uygulanan Post-Fordist ve Taylorist uygulamalar söz konusu alandaki gelişmelerle birlikte giderek daha çok güçlenmekte ve zaman zaman daha görünmez hale gelmektedir.
Hardt ve Negri’ye (2019: 184) göre nasıl makineleşmenin getirdiği moderniteyle birlikte “mekanik” bir yönetme anlayışı hakim olmuşsa, günümüzün dijital teknolojileri de insanları dijital aygıtlar gibi davranmaya zorlamış, böylece Taylorizm’in yeni dijital formlara aktarılmasına yol açmıştır. Bu yeni tür Taylorizm’in yarattığı en önemli etkilerden biri olarak yabancılaşmanın yeni dijital safhalarının ortaya çıkması gösterilebilir. İşyerindeki, emeğe karşı yabancılaşma, özellikle yapay zekanın gelişmesi ve kullanımının kolaylaşmasıyla birlikte giderek daha dijitalleşen bir biçimde pekişmektedir. Harvey’e (2018: 195-196) göre yapay zekaya dayalı teknolojilerin zaman ve tüketimi özgürleştirdiğini veya kolaylaştırdığını savunan ütopik görüşler, sonuçta ortaya çıkan “tek kullanımlık” ve “artık” emek süreçlerinin sebep olduğu yabancılaşma etkisini görmezden gelmektedir.
Yapay zekanın yabancılaştırıcı etkisine dair en çok bilinen örneklerden biri ticari ürünlerin depolama ve tasnifinde kullanılan algoritmalarıdır. Bir markette ya da depoda ürünler, işin daha verimli gerçekleşmesi, tüketimin teşviki ve kolaylaştırılması gibi belirli pratik amaçlarla raflara dizilir. Örneğin makarna reyonundan hemen sonra salça veya yağların dizilmiş olması olasıdır. Veya dondurucuda satılan gıdalar, insanların bu ürünleri aldıktan sonra daha az zaman harcamak isteyeceği bilindiğinden genellikle girişe en uzak koridorlara yerleştirilmektedir. Bu türden bir tasnif için bilgisayarlardan ve yapay zekadan yardım alınması gerekmemektedir. Yapay zekanın kendi yapay öğrenme algoritmasına dayalı olarak ürettiği tasnif algoritmalarında ise verimliliği arttırmak adına insanlarınkinden çok daha farklı ve karmaşık bir mantık kullanılabilir. Bu tasnif algoritmalarından biri olan Amazon şirketinin depolama algoritmasını James Bridle (2020), işçilerin işlerine nasıl yabancılaştığına da örnek göstererek aktarır; Amazon’un İngiltere’nin Rugeley kentinde bulunan deposunda ürünler lojistiğin maksimum hızda ve verimlilikte işlemesi prensibiyle çalışan, “kaotik depolama” adlı algoritmik bir yöntemle dizilmektedir. Bu tasnif yöntemi insanlar için hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Birbiriyle hiçbir alakası olmayan ürünler raflarda yan yana bulunabilir. Deponun büyüklüğü nedeniyle çalışan işçilerin hangi ürünün nerede durduğunu bilmesi mümkün değildir. Bu nedenle kollarındaki cihazlara onlar için taşıma araçlarına hangi ürünü koymalarına gerektiğine dair bildirimler gider ve yine aynı cihazlar ürünün nerede olduğunu harita üzerinde gösterir ve işçileri yönlendirir. Böylece algoritma maksimum verimlilikle ürünlerin depodan çıkışını sağlamaktadır. Bu cihazlar aynı zamanda işçiyi de sürekli olarak takip etmekte, günlük olarak belirlenmiş miktarda yükleme yapıp yapmadığını denetlemektedir. Böylelikle işçiler yaptıkları işe dair çok az yeterlilik gerekecek şekilde, meslekle neredeyse hiçbir bağ kurmadan, yazılımın içinde birer kod satırı gibi işlev görmüş olurlar.
Depo çalışanlarının yazılımın içerisindeki kod satırları gibi çalışıyor olması, genellikle Marksist yabancılaşma kuramı söz konusu olduğunda bahsi geçen bilindik bir metaforu hatırlatır; işçilerin devasa bir makinenin dişlilerine dönüşmesi. Yapay zeka çağıyla birlikte bunun artık bir metafor olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştüğü görülmektedir. Amazon örneğinde görüldüğü üzere işçiler devasa bir elektronik robotun küçük birer biyonik parçası gibi hareket etmektedirler. Bu durum, şimdilik, depo işçiliği, fabrika işçiliği, taşımacılık, kuryelik gibi kol emeği ve diğer çalışanlarla daha fazla koordinasyon gerektiren işlerde görülse de zamanla diğer iş kollarına da yayılması ve yabancılaşma etkisinin giderek genişlemesi, beklenen gelişmelerdir. Ancak yapay zekânın çalışma koşullarına etkisinin tek yönlü olacağını düşünmek de fazlasıyla karamsar bir bakış olacaktır. Hardt ve Negri’ye (2019: 165, 186) göre dijitalleşmenin üretim araçlarını işçinin zihninin ve bedeninin bir uzantısı haline getirmesi, onları sadece işlerine değil sermayeye karşı da yabancılaşıp özerklik kazanabilecekleri bir pozisyona sokmuştur. Nitekim işçi, bu durumda sermayenin vasıflarını ve üretim araçlarını zihni ve bedeniyle bütünleştirerek kullandığı daha aktif bir konuma gelmiştir. İşçilerin fabrikalarda toplumsal hayattan izole biçimde çalıştıkları dönemin aksine, dijitalleşmenin sosyal hayatın daha içinde bir çalışma ortamı sunmuş olması onlara bir çeşit “özerklik” de tanımıştır.
Dyer-Witheford ve arkadaşları (2022), sermaye – yapay zekâ – işçi denkleminin güncel durumunu ve olası geleceğini şu sözlerle ifade etmişlerdir; Sermaye insanlıktan tamamen vazgeçmeye henüz hazır değil, ama insanların bilişsel yetilerini gittikçe daha “akıllı” bir teknolojik ortam oluşturan makinelere gittikçe daha çok aşılamaya hazır. YZ hem işleri otomatikleştirme potansiyeli bakımından hem de genel üretim koşullarının bir parçası haline gelebileceği için önemlidir. Biliş araçlarının devreye girmesi durumunda, üretimin gittikçe daha çok otomasyona maruz kalacağına ve bunun zeki makinelerin algıladığı, öğrendiği ve iletişim kurduğu bir ortamda gerçekleşeceğine şüphe yoktur
Buradaki esas nokta yazılımların insanların yaptığı işleri kolaylaştırmak ve yaşamlarını daha iyi koşullarda sürdürmesini sağlamak amacıyla mı yoksa sermayenin karını maksimize etmek amacıyla mı kodlanacağıdır. Elbette ikisi birden de mümkündür ancak mevcut yapılarda ikincisinin çok daha ağır bastığı ortadadır. Burrell ve Fourcade’e göre yazılımlar insan zekâsını desteklemek üzere değil insanların yazılımların çalışmasına yardımcı olacağı şekilde kodlanmaktadır. Böylece otomatize hale getirilen makineler değil insanlar olur. Bridle da benzer bir bakış açısıyla makinelerin her zaman iyi tasarlanmış olduğu algısının bir yanılgı olduğunu savunur ve bu durumun eleştirel düşünceye zarar verdiğini savunur. Yazara göre şirketler, yapay zekâyı kar maksimizasyonu odaklı bir araç olarak kullanmaktadır ve aynı şekilde devam ettiği takdirde bu durum, yaratıcı ve sanatsal insan faaliyetlerinin zayıflamasına neden olacaktır.
Bu durumda insanlık, ilerleyen dönemlerde, yabancılaşma, değersiz ya da işlevsiz hissetme, sosyal izolasyon gibi birçok ciddi sorunla karşı karşıya kalacaktır. Daha ileri evrelerde tüm üretim ve tüketim biçimlerinin büyük bir değişime uğraması en olası senaryolardandır. İnsan yaşamının ontolojik yapısı, bir daha geri dönülemez derecede büyük bir dönüşüm sürecine girebilir. Harari (2016), bu konu hakkında, oldukça geniş ölçekli bir soruna dikkat çeker; İnsanlar kendilerini bireysel istekleri doğrultusunda hareket eden otonom varlıklar olarak görmekten çıkıp, elektronik algoritmalardan oluşan bir ağ içinde sürekli takip edilen biyokimyasal bir mekanizma bütünü olarak görmeye başlayabilirler. Bunun olması için beni tam anlamıyla bilen, hiçbir hataya düşmeyen dışsal bir algoritmaya ihtiyacım olmayacaktır; aksine beni en azından benden daha iyi bilen ve benden daha az hata yapan bir algoritma yeter de artar bile. Böyle bir durumda kendi tercihlerim ve kararlarımdansa algoritmaya güvenmem daha mantıklı olacaktır.
Nihayetinde yapay zekâ ve algoritma teknolojilerinin insan hayatına hali hazırda gerçekleşen etkileri bir yana, gelecekte insan ırkını –post-apokaliptik senaryolarda olduğu gibi ortadan kaldırmaya çalışmasa bile– dünya üzerindeki rolü etkisizleşmiş bir canlı haline getirmesi oldukça muhtemel görünmektedir.
