Temelden Paragraf

ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 93

BEYİN SANDVİÇ GİBİ MİDİR?

Makaleyi okumaya geçmeden önce “ÖSYM Sınavları İçin Makale Nasıl Okunmalıdır.” yazımızı mutlaka okuyunuz.

Vittorio ve meslektaşları 1990’ların sonlarında buluşlarını yayımladıkları zaman, ben hâlâ yüksek lisans çalışmalarımı yapıyordum.

Birkaç yıl sonra, St. Andrevvs’ın ortaçağdan kalma bir İskoç kasabasında, doktora çalışmalarım için araştırma yaparken Vittorio Gallese’nin buluşları hakkında konuşmacı olduğu bir derse dinleyici olarak katıldım. Vittorio’nun “birçok kişi başka kişileri algı lama yöntemimizi görür ve o kişilere bir sandviç gibi tepki verir” demesi beni çok etkilemişti. Gülerek, “Üst ve alt katmanlar başka kişileri görmemizi sağlayan görsel sistem ve uygun motor tepkileri uygulamamızı temin eden motor sistemdir. Onlar başka insanların akıllarını okumak için gereklidir; ama sandviçin ekmeği nasıl lezzet vermezse onlar da heyecan vermezler” dedi ve ilave etti: “İnsanların çoğu, başkalarını anlamamızın görsel ve motor sistemler aracılığı ile değil, ama başkalarının ne yaptığını görme ve onlara tepki verme süreçleri arasında oluşan özel bir işlemle gerçekleştiğine inanırlar. Bu özel işlemin nerede oluştuğunu kimse bilmez, ama sandviçin lezzetini veren içindeki malzeme gibi tüm olgunun en ilgi çeken kısmı olduğunda herkes hemfikirdir”.

Vittorio haklıydı. 1990’larda nörobilim, beynimizin dünyada gördükleri ile ilgili bir gösterim yapılandırmasını sağlayan, görsel işlem düzeneklerini anlamaya başladı. Görüntüler gözümüzdeki ışık algılayıcılarına gelir ve burada küçük piksellere ayrışır. Bu aşamada beyin, hücrelerin aşama düzenine göre artan bir karmaşıklık içinde, görüntüyü yeniden kurar. Özgün görüntünün (kişiler veya nesneler) ayrıntılı tanımlaması bu analizin sonucudur. Doktora çalışmamı tam da bu süreç üzerine yapıyordum: Görsel işlemin aşama düzeninin, dünyada gördüklerimizi bilinçli bir zihinsel görüntüye nasıl dönüştürdüğü üzerine.

Sorun, dünyada gördüklerimizle dünyayı algılamanın aynı şey ol mamasından kaynaklanıyor. Örneğin, sizi su dolu bir bardağı elini ze alarak içinden su içerken ve gülerken görürsem, su içtiğinizi ve bundan hoşnut olduğunuzu anlarım: Yaptığınızı görmeme ilaveten, ne algıladığınız hakkında da sezgisel bir anlayışım oluşur. 1990’lar da bildiklerimiz, birinin bir nesneyi tutma görünümüne, görsel kortekste yanıt veren nöronlar olduğu bilgimizin ötesine geçmezdi. Bu nöronlar, birinin bir nesneyi tutma olgusunu belirler: Onlar yalnız ve yalnız, birisi bir bardağı tuttuğunda ateşleme içinde görünürler. Onlar büyük ölçüde yalnızca ve yalnızca dumana bağlı olarak vızıldayan bir duman detektörü gibi hareket ederler. Sorun, duman detektörünün dumanı algılaması dışında, dumana ilişkin gerçek bir anlama yetisi olmamasındadır. Duman nedir? Dumanı ne oluşturur? Neye benzer bir kokusu var? Duman detektörlerinin içerik hakkında bilgileri yoktur. Aynı şey görsel sistem için de geçerlidir. Birinin bar dağı tutmasını algılar; ama bir su bardağını tutmanın gerçekten ne anlama geldiğini bilemez: Serinleme arzusu, susamış olmak, eldeki soğuk bardağı tutma algısı eylemi tetiklerler. Sonuçta, görsel sistem algılar; ama anlamaz.

Diğer yandan, motor sistemin, eylemlerin ayrıntılı programlamasını gerçekleştirdiği düşünülürdü. Böylece, birinin bir yerini kestiğini gördüğünüzde, acı içinde olduğunu fark eder, yarasını tedavi için bir yara bandı bulup getirirdiniz. Motor sistemin, ne olduğunu fark edip yardıma karar vermenizden sonra, yalnızca bandı getirme eyleminin içinde olduğu düşünülürdü.

Açıkçası, başka bir kişiye ne olduğunu algılamayı sonuçlandırıp, uygun bir eylem başlatmadan önceki işlem süreci, başkalarını anlamanın en önemli kısmı olmalıydı. 1990’larda en gözde inanç, beynin özel bir bölümünün “zihinselleştiği” veya başkalarının içsel yaşamlarının algılanması işleminin, görsel sistemden alınan girdiye temellendirilmiş olmasıydı. Bu sistem, uygun tepkiler önerebilir ve daha sonra motor ve premotor korteksler devreye girerek o eylemleri gerçekleştirebilirlerdi. Birçok bilim adamı bu “zihinselleştirme modülünü” araştırıyordu.

Otizmin incelenmesi, bu zihinselleştirme işlemini anlamanın anahtarı olarak düşünüldü. Otistik bireylerin etraflarındaki dünyanın nasıl olduğunu tanımlamada bazı zorlukları olmasına karşılık, normal görsel sistemlerinin olduğu görünür. Aynı zamanda, otistik olmayan kişilerle kıyaslanabilecek biçimde motor görevleri gerçekleştiren normal motor sistemleri olduğu görülür. Bununla beraber, zihinselleştirme işlemlerinin, diğer bireylerin birçoğundan farklı olduğu gözlemlenir. Size M&M’ in bir torbasını göstersem ve içinde ne olduğunu sorsam, “M&M şekerleri!” diyecektiniz. Torbayı, gerçekte içinde bozuk paralarımın olduğunu ortaya çıkarmak için aç sam, şaşıracaktınız. O sırada, arkadaşınız odaya girse ve size, “Arkadaşınıza, torbada ne olduğunu sorarsam ne cevap verir?” diye sorsam, “Tabii, M&M şekerleri” diyecektiniz. Arkadaşım ve meslektaşım, Bruno Wicker, Fransa’ da birçok otistik hasta üzerinde benzer bir deney gerçekleştirdi. Onu ziyarete gittiğimde, deneklerden biri olan Jerome adlı bir genç adam oradaydı. Sohbet ederken Bruno, Jerome için “ Teorik fizik üzerine doktorasını almak üzere. Hakikaten çok akıllı bir genç” dedi.

Yirmi yaşlarındaki uzun boylu genç adam odaya girerken, “Jerome, memnun oldum!” diye kendini tanıttı. Bruno bana tanıştırırken, asla gözlerime bakmadan, odayı gözleriyle taradı. Sesinin tonu mekanik denebilecek kadar düzdü. Bruno, çekmecesinden bir adet Danimarka’ ya özgü bisküvi kutusu çıkardı. “Bu kutuda ne olduğu nu düşünüyorsun?” diye sordu. Jerome aynı düz sesle “Bisküvi” cevabı verdi. Bruno beklenen bisküviler yerine içinde renkli kalemler olan kutuyu açtı. Jerome “öyle mi?” dedi. Bruno, araştırma asistanı odaya girerken kutuyu kapadı. Bruno, Jerome’a “Asistanımın kutunun içeriği hakkında ne düşüneceğini sanıyorsun?” diye sordu. Soru, bana göre Jerome’u aşağılayıcı bir soruydu. Bruno’ya “Tanrı aşkına, Jerome teorik fizik okuyor. Budalaca sorular sorma” demek istedim. Bununla beraber, Jerome aşağılanmış gibi görünmüyordu. Çok kısa süreli bir duraksamayla ve gene kimseye doğrudan bakmadan” renkli kalemler” dedi. Buz kesilmiştim: Karışık matematik denklemler ona çok basit gelirken, kendisinin ve başka kişilerin bildikleri arasındaki ayırım yetisi, garip biçimde bulanık gözüküyordu. Farklı kişilerin, farklı anlayış durumlarının olabileceği kavramını anlaması, onun için zor gözüküyordu. Motor sisteminin iyi olduğunun işareti olarak, bütün olup biteni kusursuz biçimde tanımlıyor ve görebiliyordu. Kolay anlaşılabilecek şekilde konuşuyordu ve hiçbir zorlukla karşılaşma dan hareket edebiliyordu. Teorik fizik dalındaki doktorası, mantıksal değerlendirme yeteneklerinin ortalamanın üstünde olduğunun açık işaretiydi. Ancak, başkalarının ne bilip bilmediğini anlama yetisi eksikti. 1990’ların sonlarında, bu tür gözlemlerden büyülenen gittikçe artan sayıda araştırmacılar, beynin, başkalarının akıllarından geçeni anlamayla ilgilenen özel bir bölümünde araştırmalarını sürdürüyor ve bu bölümün, otistik bireylerde başarısız kaldığını gözlüyorlardı. Bu durum, Vittorio’nun bahsettiği sandviçin içinin lezzetli biçimde doldurulmasıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir