AKICI OKUMA ve OTOMATİKLEŞME TEORİSİ
Otomatikleşme Teorisi
Bisiklet sürmeye yeni başlayan birisi bütün dikkatini pedal çevirmeye, direksiyona hâkim olmaya verir. Ancak uzun süredir binen kişi bunlara fazla dikkat etmez. Yemek yapmayı iyi bilmeyen bir kişi tarife tam uyabilmek için sürekli kontrol eder, dakikaları ve miktarları daha dikkatle hesaplar ve yemekle uğraşırken genelde ikinci bir iş yapamaz. Hâlbuki ev hanımlarının yemek yaparken bir yandan televizyon seyrettiklerini veya telefonla konuştuklarını görmüşüzdür. İnsanlar bazı işleri yaparken çok dikkatli davrandıkları halde bazılarında oldukça rahat görünmekte ve aynı anda iki işi yapabilmektedir. Bu farkın sebebi sergilenen davranışa olan aşinalık olarak açıklanmaktadır.
Bir kişi karmaşık bir beceri sergileyecekse kısa süre içerisinde pek çok işlemi koordine etmelidir. Bu beceri sergilenirken her alt bileşen dikkat gerektirirse beceri sergilenemez. Bunun sebebi dikkat kapasitesinin aşılmış olmasıdır. Eğer yeterli sayıda bileşen ve bu bileşenlerin koordinasyonu otomatik olarak yürütülebilirse dikkat yükü aşılmamış olur ve beceri sergilenebilir.
Aynı işi yeterli miktarda tekrar eden kişi belli bir süre sonra o işi kendiliğinden yapmaya başlar. Burada “kendiliğinden” demekle otomatiklik, hiç dikkat etmeme veya çok az dikkat etme kastedilmektedir. Literatürde bu olgu “otomatikleşme teorisi” olarak açıklanmaktadır. LaBerge ve Samuels bir becerinin otomatik olarak nitelendirilebilmesi için dikkat başka bir yöndeyken ilgili becerinin tamamlanabilmesi gerektiğini söyler. Bu da çok az dikkat harcandığında veya hiç dikkat harcanmadığında mümkündür. Samuels otomatiklik teorisinin insanların araba sürme, klavyede yazma veya kitap okuma gibi zor işlerde nasıl yüksek beceri sahibi olduklarını açıklamaya çalıştığını ifade etmektedir.
Schmidt’e göre kontrollü ve otomatik işleme arasındaki ayrım psikolojide büyük bir tartışma konusu olagelmiştir. Bu ikisi arasındaki teorik karşıtlık tecrübe ile de kolayca anlaşılabilir. Kontrollü işlemede bazı becerilerde ve zihin faaliyetlerinde dikkatin tümü kullanılır. Otomatik işlemede ise bazı beceriler ya hiç kullanılmaz ya da çok az kullanılır. Otomatik işlemenin en önemli hususiyetleri olarak genelde şunlara dikkat çekilir: (1) hızlı ve verimli olması, (2) zahmetsiz olması, (3) kısa süreli hafıza kapasitesi ile sınırlı olmaması, (4) bilinçli kontrol altında olmaması, (5) değiştirme veya engellemesinin zor olması (6) ve iç gözlem için erişilmez olması. Otomatik işlemler tipik olarak, iyi uygulanmış görevlerde ortaya çıkar ve yetenekli performanstan ve bilişsel işlemlerin ayrıntılarının çoğundan sorumlu tutulur. Otomatik olmayan yani kontrollü işlemlerde ise genelde şu hususiyetler vardır: (1) yavaş ve verimsizdir, (2) zahmetlidir, (3) kısa süreli hafıza kapasitesiyle sınırlıdır, (4) büyük ölçüde kontrol altındadır, (5) esnektir ve (6) en azından kısmen inceleme için erişilebilir. Kontrollü işleme genel prosedürleri yeni hâllere uygulamak gibi işlevlere hizmet eder ve genellikle yeni ve tutarsız işleme görevlerinde ortaya çıkar. Ustalık gerektiren davranış gelişimi kontrollü uygulamadan otomatik işlemeye geçişi ihtiva eder.
Schmidt’e göre kontrollü ve otomatik işleme arasındaki ayrım psikolojide büyük bir tartışma konusu olagelmiştir. Bu ikisi arasındaki teorik karşıtlık tecrübe ile de kolayca anlaşılabilir. Kontrollü işlemede bazı becerilerde ve zihin faaliyetlerinde dikkatin tümü kullanılır. Otomatik işlemede ise bazı beceriler ya hiç kullanılmaz ya da çok az kullanılır. Otomatik işlemenin en önemli hususiyetleri olarak genelde şunlara dikkat çekilir: (1) hızlı ve verimli olması, (2) zahmetsiz olması, (3) kısa süreli hafıza kapasitesi ile sınırlı olmaması, (4) bilinçli kontrol altında olmaması, (5) değiştirme veya engellemesinin zor olması (6) ve iç gözlem için erişilmez olması. Otomatik işlemler tipik olarak, iyi uygulanmış görevlerde ortaya çıkar ve yetenekli performanstan ve bilişsel işlemlerin ayrıntılarının çoğundan sorumlu tutulur. Otomatik olmayan yani kontrollü işlemlerde ise genelde şu hususiyetler vardır: (1) yavaş ve verimsizdir, (2) zahmetlidir, (3) kısa süreli hafıza kapasitesiyle sınırlıdır, (4) büyük ölçüde kontrol altındadır, (5) esnektir ve (6) en azından kısmen inceleme için erişilebilir. Kontrollü işleme genel prosedürleri yeni hâllere uygulamak gibi işlevlere hizmet eder ve genellikle yeni ve tutarsız işleme görevlerinde ortaya çıkar. Ustalık gerektiren davranış gelişimi kontrollü uygulamadan otomatik işlemeye geçişi ihtiva eder.
Akıcı Okuma
Akıcı okuma son 20-30 yılda gittikçe daha çok ilgi çeken bir konu olmuştur. Bu ilginin artmasında National Reading Panel’in tesiri büyüktür. Ancak akıcı okuma ile ilgili ilk araştırmalar çok eskilere dayanmaktadır. Edmund Burke Huey 1908’de Okumanın Psikolojisi ve Pedagojisi isimli kitabında daha sonra otomatikleşme teorisi adını alacak olan anlayışın temellerini atmıştır. Huey bu kitapta tekrarın tıpkı diğer faaliyetlerde olduğu gibi okumada algıyı da gittikçe kolaylaştırdığını söylemiştir. Yeni bir kelimenin algılanması ciddi bir dikkat gerektirir. Tekrarlama ise beyni detaylara odaklanmaktan aşamalı olarak kurtarır ve hareketin tümünü kolaylaştırır. Böylece bilincin süreçle ilgilenmesi gereken miktar azalır.
Tekrarın tıpkı diğer faaliyetlerde olduğu gibi okumada da bazı unsurları otomatikleştirdiğini ifade eden Huey “Harflerin dizilimine aşinalık az ise algılama işlemi de harf harf olur. Aşinalığın artmasıyla kelimenin veya kelime gruplarının tanınması için daha az ipucu yeterli olur, kelimeleri tüm olarak okumaya meyledilir.” (aktaran: Samuels, 2006, s.10) demektedir. Buradan anlaşıldığı üzere okumaya yeni başlayan veya hiç bilmediği kelimeleri gören bir çocuk kelimeyi çözümlemek için okumayı harf harf veya hece hece yapmak zorundadır. Bu ise oldukça zahmetli bir iştir.
Huey’in çalışmasından sonra 1970’lere kadar akıcı okuma konusunda ciddi bir gelişme olmamıştır. 1970’lerde ise LaBerge ve Samuels bir araya gelerek okuma süreci ile ilgili uzun süre tartışmıştır. Tartışmaların sonuncunda kelime tanımada otomatiklik ile ilgili bir teori geliştirmişlerdir.
Otomatikleşme teorisinde kelimelerin bir dizi bilgi işleme merhalesinden sonra anlaşıldığı söylenir. Bu bilgi işleme süreci akıcı okuyanlarda oldukça hızlı bir biçimde işler. Ancak akıcı okuma becerisi zayıf olanlarda bu süreç zor ve ağır ilerler. Aynı kelimelerin yer aldığı metni tekrar tekrar okuyan çocuk bir süre sonra kelimeyi kendiliğinden tanımaya başlar. Fakat çocuk kelime seviyesinde kalırsa potansiyelindeki okuma hızını tam manasıyla kullanamayacaktır. Bunun yerine zamanla kelimeleri aşarak ifadeler/kelime grupları şeklinde tanımaya başlaması gerekir. Kısacası böyle üst seviyede bir gruplama yapabilmek için çocuğun okumada yeterince tecrübe kazanması gerekir (LaBerge & Samuels, 1974). LaBerge ve Samuels’in açıklamalarından anlaşıldığı üzere bir çocuk okumada tecrübe kazandıkça ve aynı kelimeleri tekrar tekrar gördükçe algı hızı artmakta ve kelimeyi/kelime gruplarını daha kolay tanımaktadır. Bu sayede dikkat yazılı harfleri çözmeye değil anlamlandırmaya geçmektedir.
Rasinski,akıcı okumayı okuyucunun kelimeleri zahmetsiz ve verimli bir şekilde (otomatiklik), aynı zamanda metnin anlamına katkı sağlayacak anlamlı ifadeyle (prozodi) okuması olarak ifade eder. Ayrıca okuyucuların kelimeleri doğru okuduklarını da iletir. Burada “otomatik kelime tanıma”, “doğruluk” ve “prozodi” bileşenlerine vurgu vardır. National Reading Panel ise akıcı okuyanların metni hızlı, doğru ve uygun ifade ile okuyabildiklerini, akıcılığın kelime tanıma becerilerine dayandığını ancak bu becerilerin illa ki akıcı okumayı sağlamayacağını söylemektedir. Bu tanıma göre ise akıcılık “hız”, “doğruluk” ve “uygun ifade” yani prozodiden oluşmaktadır. Bir başka tanımda Rasinski akıcılığın doğruluk, uygun hız, ifade etme (phrasing) ve anlatımdan (expression) oluştuğunu aktarmıştır. Yine Rasinski, başka bir kaynakta akıcılığın kelime tanımada doğruluk, otomatiklik ve yorumlayıcı ve manalı okumadan müteşekkil olduğunu belirtmiştir. Ancak aynı kaynakta akıcılık tanımını yaparken akıcılığın doğru, hızlı, anlamlı olarak, iyi ifade ederek ve iyi anlayarak okumak olduğunu söylemiştir. Yani akıcılığa bazen anlamayı da dâhil etmiştir.
