ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 70
BÜYÜLEYİCİ BAĞIRSAK
Yalnızca görünürde olanı değil, geriye kalan her şeyi de görebilirsek eğer, dünya çok daha eğlenceli bir hal alır. Bir ağaç, bir kaşık olmaktan o zaman çıkar. Bu yalnızca ağacın gözlerimizle algıladığımız kabataslak ve basitleştirilmiş biçimidir: Tepesi yuvarlak, düz bir gövde. Gözümüz bu biçimi bu isim altında algılamamızı sağlar: “Kaşık.” Ancak yeraltında da, ağacın üst kısmında yani yerüstünde bulunan dallarla yaklaşık olarak eşdeğer sayıda kök mevcuttur. Bu durumu göz önünde bulundurursak beynin aslında “halter” gibi bir şeyi çağrıştırması gerekirdi; fakat beyin bunu yapmaz. Beyne en fazla bilgiyi aktaranlar gözlerdir ve bu, bir kitapta yer alan “bir ağacın tamamının çizimi”nin nadiren algılanmasına sebep olur. Yani beyniniz, hışırdayan ağaçlarla dolu bir orman söz konusuysa size itaatkâr bir biçimde şu yorumda bulunur: “Kaşık, kaşık, kaşık, kaşık.”
Yeniden oluşan bir organ topluluğu beraber o kadar etkin çalışır ki gelişimini tamamlamış bir insan bir saat içinde yaklaşık olarak 100 Watt’hk bir ampulün duyduğu enerjiye ihtiyaç duyar. Böbreklerimiz kanımızı her saniye büyük bir titizlikle temizler bir kahve filtresinden bile daha büyük bir titizlikle – ve çoğu zaman bir ömür boyu da sağlam kalırlar. Akciğerimiz öyle akıllıca tasarlanmıştır ki, aslında yalnızca nefes aldığımızda enerji tüketiriz. Nefes verme işlemi ise tamamen kendiliğinden olur. Eğer şeffaf olsaydık, akciğerin nasıl bir organ olduğunu da görebilirdik: Kurmalı büyük bir araba gibi; yumuşak, ciğer şeklinde. Aramızdan birisinin “kimse beni sevmiyor” diye oturup düşündüğü esnada kalbi onun için 17.000. defa 24 saatlik bir mesai içine girer – ve böyle düşüncelere kafa yorması durumunda kalbi de kendisini birazcık dışlanmış hissetmeye hak kazanır.
Hayatlarımızı “kaşık kıvamında” sürdürdüğümüz esnada hayata dair büyük olaylar kaçırıyoruz. Derimizin altında sürekli bir hareketlilik söz konusu: Akıyoruz, pompalıyoruz, emiyoruz, eziyoruz, patlıyoruz, onarıyoruz ve yeniden oluşturuyoruz. Yeniden oluşan bir organ topluluğu beraber o kadar etkin çalışır ki gelişimini tamamlamış bir insan bir saat içinde yaklaşık olarak 100 Watt’hk bir ampulün duyduğu enerjiye ihtiyaç duyar. Böbreklerimiz kanımızı her saniye büyük bir titizlikle temizler bir kahve filtresinden bile daha büyük bir titizlikle – ve çoğu zaman bir ömür boyu da sağlam kalırlar. Akciğerimiz öyle akıllıca tasarlanmıştır ki, aslında yalnızca nefes aldığımızda enerji tüketiriz. Nefes verme işlemi ise tamamen kendiliğinden olur. Eğer şeffaf olsaydık, akciğerin nasıl bir organ olduğunu da görebilirdik: Kurmalı büyük bir araba gibi; yumuşak, ciğer şeklinde. Aramızdan birisinin “kimse beni sevmiyor” diye oturup düşündüğü esnada kalbi onun için 17.000. defa 24 saatlik bir mesai içine girer – ve böyle düşüncelere kafa yorması durumunda kalbi de kendisini birazcık dışlanmış hissetmeye hak kazanır.
Görünür olandan daha fazlasını görme şansımız olsaydı, göbeklerde oluşan hücre bütününün nasıl insana dönüştüğünü de izleyebilirdik. Kabaca söylemek gerekirse, üç adet “hortum” sayesinde geliştiğimizi daha net kavrayabilirdik. Birinci hortum içimizden geçer ve ortada düğümlenir. Bu, kalbimizin “merkez düğümü”nü oluşturduğu kan dolaşım sistemimizdir. İkinci hortum neredeyse sırtımıza paraleldir; bu hortum, vücudun en üst kısmına kadar çıkan ve orada sabitlenen bir adet ka barcığın oluşmasını sağlar. Bu kabarcık omuriliğimizde yer alan sinir sistemimizdir. Bu sinir sistemi, beynin oluşumunu ve sinirlerin tüm vücuda yayılmasını sağlar. Üçüncü hortum yukarıdan aşağıya kadar tüm vücudumuzdan geçer. Bu hortum, bağırsak kanalıdır.
Bağırsak kanalı, iç dünyamızın tamamını düzene sokar. Bağırsak kanalı, sağa ve sola doğru yayılan tomurcuklar üretir. Bu tomurcuklar ise sonradan akciğerlerimizi oluşturur. Biraz aşağısında ise bağırsak kanalı genişler ve karaciğerimizin oluşumunu sağlar. Aynı zamanda safra kesemizin ve pankreasımızın da oluşumunu sağlayan odur. Fakat her şeyden önce bu kanal, kendi başına faaliyet gösterdiği alanları sürekli arttırmaktadır. Ağızın işlevselliğine gelene kadarki zorlu yolda oldukça etkindir; “breakdance” yapabilen yemek borusunu biçimlendirir ve yemeği birkaç saat boyunca vücutta muhafaza etmemiz için küçük bir “mide torbası” yaratır. Sonunda yarattığı ise, adını da bağırsak borusundan, yani kendisinden alan başyapıttır: “Bağırsak”. Diğer iki hortumun yarattığı başyapıtlar – kalp ve be yin – kendilerine gösterilmekte olan saygının tadını çıkarırlar. Kalp, hayati önem taşıyan bir organdır; çünkü tüm vücuda kan pompalanmasını sağlar. Beyne ise her saniye şaşırtıcı düşünceler oluşmasına vesile olduğu için hayranlık duyulur. Fakat kalp ve beyin bunca emek sarf ederken, bağırsağın – en azından çoğu insanın düşüncesi bu yönde – yaptığı yalnızca arada bir tuvalete gitmektir. Bunun dışında kayıtsız bir şekilde karın kısmında durur, arada bir de pırt yapar. Bu organın özel yeteneklerinin ise hiçbiri bilinmemektedir. Bağırsağı biraz küçümsüyor olduğumuz da söylenebilir – açıkçası yalnızca küçümsediğimiz değil, çoğunlukla bağırsak borumuzdan utandığımız söylenebilir. Utanç verici bağırsak! Ağaçlar kaşık değildir! Ve bağırsak, fazlasıyla büyüleyicidir!
