ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 96
ESKİ MISIRDA YAŞAM
Firavunlar dönemi Mısır’ından günümüze kalanlar, o çağlarda yaşamış olan insanların ölümden sonraki yaşama, dünyadaki yaşamlarından daha fazla önem vermiş olduklarının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kanıtlarıdır. En basit konutlardan, zenginlerin yaşamış oldukları villalara ve saraylara kadar hemen her inşaatta tuğla kullanılmışken, krallara ve özel kişilere ait mezarlar ya taştan inşa edilmişler, ya da kayalara oyulmuşlardı. Günümü ze kadar gelebilmiş olmaları bundandır. Ne gariptir ki, o dönem yaşayanlarının günlük gereksinimleri, alışkanlıkları ve düşünceleri hakkındaki bilgilerin yabana atılamayacak orandaki bir bölümü, ölümlerinden sonra kullandıkları mekânlardan elde edilmektedir.
Gerçi Antikçağ’ın bazı köy ve kentlerinde araştırma yapmak, günümüze kadar gelebilmiş bazı arşiv dosyalarını incelemek, zamanın yok etmeyi başaramadığı hikaye ve bilgelikleri okumak mümkün dür fakat mezar duvarlarına resmedilmiş ya da kazınmış yazı ve şekillerin, hatta kendilerini yağmacılardan kurtarabildikleri ölçüde bu mezarların için de bulunanların önemini yadsımak mümkün değildir. Müstakbel mefta, ebedi evi olacak olan mekâna; zamana, olanaklarına ve konumuna göre; yaşamının, aile bireylerinin, emrinde çalışanların ve en kıymetli varlıklarının birer kesitini yerleştirir, hayatı boyunca yaşamış olduğu önemli olaylardan söz eder, mesleğini anlatır, firavunla ya da krallığın diğer önemli kişileriyle girdiği devlet ilişkilerini bildirir, yanına çamaşır, eşya, alet- edevat hatta yiyecek bile alırdı. Duvarlardaki ikonografik anıştırmalar Eski İmparatorluğun sonundan, Yeni İmparatorluğun başına kadar geçen devreye ilişkin inşaat, tarım ve zanaat örnekleriyle tamamlanmaktadırlar. Böylece, arkeolojinin yorumumuza sunduğu ham veriler bu renkli bilgilerle canlanmaktadır. Yine de bu tür bulguları incelerken yaratıldıkları bağlamı ve doğanın önlerine çıkardığı zorluklarla, getirdiği kısıtlamaları unutmamak gerekir. Meslek gruplarını yansıtan şekiller, ölüye yeraltındaki yaşamında yardımcı olacak bir tür ’’Özel Cenaze Biçe- mi” ya da çeşitli stereotiplerle sınırlıdır. Biyografik bilgiler ise gerçeklerden iyice uzak, bıkıp usanılma dan yinelenen böbürlenmelerle doludur. Mezar mobilyası, bu alanda uzmanlaşmış ustalar tarafından özel olarak yapılırdı. Bu açıdan o da, ölünün ailesi tarafından yaşam süresince kullanılmış olan mobilyadan farklı olabiliyordu.
Yine de bazen, Eski Mısır’ın sağlam geleneklerinin dışına çıkıldığı olmuş, böylece de günümüze bazı gerçek ipuçları kalabilmiştir. Örneğin fakirler, eski kıyafetleri ve eski eşyalarıyla gömülürlerdi. Eski İmparatorluğun sonu ile Birinci Ara Dönem’de bazı taşra yöneticileri güçlerini artırmışlardı. Bu durum çenelerine vurmuş olsa gerek, çünkü güçleriyle birlikte gevezelikleri de artmış, öykülemeleri nükteler ve geçirilen zor günlerle ilgili yorumlarla süslenir olmuştu. XVIII. Hanedan ve özellikle de Teli El Amarna bölünmesi sırasında ikonografik temalar yenilenmiş ve gündelik gerçeklere da ha uygun bir manzara betimlenir olmuştu.
Bu tablo, tüm çekiciliğine rağmen, aslında Mı sırlıların kendileri ve çevreleri hakkında bırakmak istedikleri izlenimin süslü bir anlatımından başka bir şey değildir. Tabii bunların anlatılış amacı me zarları her yıl ziyaret eden milyonlarca turisti memnun etmek değildi. Onlar; soygunlar, kaçakçılık, Antikçağ’da pek sık rastlanan el koymalar ve yeniden kullanmalara karşın yine de kendi mezarlarına saygısızlık edilmeyeceğini umuyorlardı. Kendilerini anmak isteyenler için mezarların yanında küçük tapınaklar bulunur^ ölülerine adak adamak isteyenler ibadetlerini buralarda yerine getirirlerdi. Ölümden sonra hiçbir şeyin eksikliğini çekmemek için, yeryüzünde sahibolunan zenginlikler özetlenirdi. Zaten ölüm de sonuç olarak birbirine oldukça ya kın olan iki yaşam biçimi arasında bir geçiş anı değil miydi?
Bu durumda Eski Mısırlıların yaşamını, varlıklarının gerçek kalıntılarına dayanarak oluşturmaya çalışmak bilimsel açıdan daha güvenli olacaktır. Fakat acaba bir insanın yaşamını, en elverişli koşullarda bulabileceğimiz birkaç terkedilmiş duvar yıkıntısı, çöpler içinde birkaç kalıntı ve eğer gerçek ten çok talihli isek, birkaç resmi evrak parçasına dayanarak araştırmak ve anlamak mümkün mü dür? Nil vadisinde yaklaşık on yıldır süren şehir arkeolojisi artık elle tutulur sonuçlar vermeye başlamıştır. Yardımcı bilimlerin de katkısıyla çevrenin ekolojik durumunu ve beslenme koşullarını saptamamız mümkün olmuştur. İyi-kötü, günümüze kadar gelebilmiş arşivlerdeki dosya ve resmi yazışmaları inceleyerek ve karşılaştırarak, ülkenin değişik dönemlerdeki sosyoekonomik yapısı hakkındaki bilgimiz gelişmiş, böylece de veri eksikliğinden kaynaklanan bazı boşluklar doldurulabilmiştir. Buna rağmen, tarihin bize önerdiği araştırmaların en zor fakat en çekicilerinden biri olan, Uygar Dünyanın En Eski Halklarından Biri’nin, Eski İmparatorluğ un başından (yaklaşık İ.Ö. 2700) Yeni İmparatorluğun sonuna (yaklaşık İ.Ö. 1088) kadar yaklaşık 2000 yıllık yaşamını yeniden kurma çalışmamazı, elimizdeki bilgileri gerçek değerlerinde kullanarak ve çok dikkat ederek yürütmemiz gerekmektedir.
“Evrim”, engellenebilecek bir olgu değildir ve Nil vadisinde yaşayanlar da, geleneklerini bütünüyle koruma eğilimlerine karşın bu gerçekten kaçamamışlardı. Mısırlıların evrimi, kraliyet erki ile taşra iktidarı arasındaki dengede meydana gelen değişikliklere ve Mısır ile komşuları arasındaki güç dengelerinde zaman zaman oluşan oynamaların türü ve sonucuna bağlıydı. Bu tür değişiklikler zaman içinde -hatta bazen ani olarak düşüncelerin ve alış kanlıkların da başkalaşmalarına neden olmuşlardı. Bu yüzden de araştırmaların sürekli olarak kronolojik kaynaklara dayandırılmaları zorunludur.
Mısır’da tek bir gücün iktidar olması, belirleyici siyasi ve ekonomik kararlar alması ve ülke tarihini İskender’in gelişine kadar yönlendirecek kurumsal bir yapılaşmaya gitmesi ilk iki sülale dönemlerinde gerçekleşmiştir.
İ.Ö. 4500’lerde Nil vadisi ve deltasında oturanların, Mezopotamya’da da olduğu gibi büyük tarım sal kasabalarda (burg) toplandıkları görülür. Kalıntılardan anlaşıldığına göre buralarda sosyoprofesyonel örgütlenmenin ilk örnekleri görülmeye başlamış; zanaat ve çömlekçilik önem kazanma sürecine girmişti. IV. Binde bazı kültürler -ki bunlardan bazıları Yakındoğu’yla ilişki içindeydiler- çeşitli teknikleri kullanmada ustalaşmışlar, özellikle sert taş ve fildişinden eşya, vazo, tokaç, heykelcik, bıçak sapı yapımında ileri gitmişlerdi. Bu eşyadan kiminin kalitesi, bazı çakmak taşlarının yontulma biçimi, belirli bir ustalığın da ötesinde, uzmanlık derecesi ne varılmış olduğunu varsaydırmaktadır. Bu durumda artık köylü toplumlar içinde görevlerin bölüştürülme aşaması başlamış olmalıdır. Bu süreç İ.Ö. yaklaşık 3000 yıllarında vadi ve deltanın, muhtemelen vadinin üstünlüğüyle ve deltanın aleyhine olarak tek bir gücün yönetimine girdiği döneme rastlamıştır.
Bu çağda kral, yeni ülkenin idaresine daha merkezci bir görünüm kazandırmak için, sulama planlan ve suyollarının denetimi, hayvan sürülerinin, tarıma elverişli alanların, madenlerden elde edilen altının saptanması ve değerlendirilmesi, savaş esirlerinin ve yerli nüfusun sayımı, kırsal kesimi terke- den köylülerin toplandığı kentsel yerleşim merkezlerinin kurulması gibi çeşitli önlemler almıştır. Mısır’da toprak Firavun’a aitti ve halk da onun hizmetindeydi. Sağlam ve hiyerarşik bir yönetim örgütü vardı. O dönemden günümüze kadar gelebilmiş bazı belgeler, o çağdan kalan ve daha sonra da kullanılmış olan çeşitli memuriyetlerin varlığını öğrenmemize yardımcı olmuşlardır, fakat Mısır toplumunun ilk evrelerine ait kurumsal yapının temellerini an lamamız III. ve özellikle de IV. Hanedan zamanın dan itibaren bize ulaşan belgelerin çokluğu sayesin de mümkündür. Bir sonraki hanedandan itibaren krallığın özyapısında ve yerel yönetimlerle olan iliş kilerinde önemli değişiklikler olmuş ve ülke güçlü bir merkez yönetim ile baskısını giderek arttıran bir bölgeselleşme eğilimi arasında uyumlu bir uzlaşı arayışı içine girmiştir.
