Temelden Paragraf

İNSANIN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ

ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 75

İnsan, diğer adıyla Homo sapiens hominoidea üst ailesi içerisinde yer alan bir tür dür. Bir canlı türüyle başka bir canlı türü arasında benzerlikler olsa da türler üre me engeliyle birbirlerinden kesin olarak ayrılırlar. Aynı türün üyesi olan bireylerin tümü teorik olarak çiftleşip üreyebilirler. Ancak insan türü içerisinde yer alan populasyonlar, aileler, hatta aileyi oluşturan bireyler arasında da farklılıklar mevcuttur. İnsanoğlu, doğadaki canlıları kendini merkeze alarak sınıflamış, bu arada kendi türünün gösterdiği çeşitliliği de sınıflayarak kendini ve kendi dışında kalanları algılamaya çalışmıştır. Bu tür sınıflamaların insanlığın tarihi kadar eski olduğu varsayılsa da, en eski belgeler Mısır’da karşımıza çıkmaktadır. M.Ö. 1350 yılların da Mısırlılar insanları görünür özelliklerini kullanarak, Kırmızılar (Mısırlılar), Sarılar (Doğulular, Asyalılar), Siyahlar (Afrikalılar) ve Beyazlar (Kuzeyliler) olmak üzere dört gruba ayırmışlardır (Resim 4.4 Eski Mısır’a ait insan gruplarının sınıflandırmasını gösteren bir resim). Bu ayrım aslında toplulukların Tanrı Horus’a ya kınlık derecelerine göre yapılmıştır. İnsanın deri rengi gibi görünür özelliklerine dayalı sınıflamalar M.Ö. 2. yüzyılda Çin’de, hatta Eski Yunan’da da bulunmakta dır. Bununla birlikte, bu tür sınıflamaların ötekini tanımlarken bedenin biçimsel özelliklerinin yanı sıra duygusal ve davranışsal özelliklerine de gönderme yaptığı dikkati çekmektedir.

1492’de Amerika’nın keşfini müteakip hız kazanan Avrupalıların keşif ve kolonileştirme çalışmaları, kendini uygar olarak tanımlayan Avrupalılardan teknolojik açıdan daha geri, görünüş olarak onlardan farklı Amerika, Avustralya ve Afrika’nın yerli halklarıyla tanışmalarına yol açmıştır. 17. yüzyılın sonlarından itibaren, Avrupalılar, yeni tanıdıkları ötekilerin insan olup olmadıklarını, kendileri gibi Adem ve Havva’nın soyundan gelip gelmediklerini sorgulamaya başlamışlardır. Bu yerliler ile Avrupalılar arasındaki farklılıkları, insan ile maymun arasındaki farklılıkla eş değer tutup, yerlilerin insan olarak değerlendirilemeyeceği yargısına ulaşmışlardır. Bazı düşünürler ise daha da ileri giderek ilkel olarak değerlendirdikleri bu halkları beyazların temsil ettiği insan türünün dışına itmeye çalışmışlardır. Montesquieu “Erdemli bir varlık olan Tanrı’nın, iyi bir ruhu simsiyah bir bedene yerleştirebileceğini sanmıyorum” diyerek, 18. yüzyılda ırk ayrımının bedensel özellikleri tanımla maktan öte bir anlam taşıdığını göstermektedir. Avrupalılarla Avrupalı olmayan yerli halkların aynı kökenden gelip gelmedikleri ve aynı tür içerisinde sınıflandırılıp sınıflandırılamayacakları sorunu monogenizm ve poligenizm adıyla anılan iki görüşün doğmasına neden olmuştur. Monogenizm renkleri ve görünüşleri nasıl olursa olsun tüm insanların aynı türün üyesi olduklarını ve Adem ve Havva’dan geldiklerini, ancak sonradan farklı çevrelere uyum sağlayarak değişik görünümler kazandıklarını savunan görüştür. Poligenizm ise insan ırklarının hepsinin Adem ve Havva’dan gelmediğini, dolayısıyla ayrı türler olarak değerlendirilmeleri gerektiğini savunan görüştür. İnsanın birçok özelliğinin dâhil edildiği tanımlama ve sınıflama çabaları, bu yaklaşımla 20. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. İnsan top değişmediği varsayılan görünür özelliklere dayanan sınıflamalarla, ırk kavramına daha sistematik ve bilimsel bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmalar arasında nirengi noktasını oluşturanlardan biri, anatomist Johann Friedrich Blumenbach (1753-1840) tarafından yapılan deri renklerine dayalı sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmaya göre insanlar Beyaz, Sarı, Siyah, Kızıl ve Kahverengi olmak üzere 5 ırk grubuna ayrılmıştır. Bundan sonra da deri rengi kullanılarak çok sayıda ırk sınıflaması yapılmış, ancak pek çok insanın deri renginin yapılan bu sınıflamalara uymaması ve insanların başka özellikler açısından da farklılıklar göstermesi ırk sınıflandırmalarında kullanılacak başka kriterlerin aranmasına yol aç mıştır. İsviçreli anatomist Retzius ırk sınıflandırmasında kullanılacak bir ölçüt olarak kafatası endisini geliştirerek, kafataslarını uzun (dolikosefal) orta yuvarlaklık ta (mezosefal) ve yuvarlak (brakisefal) olarak sınıflamıştır. Buna göre bazı ırklar uzun, bazıları yuvarlak ve bazıları da orta yuvarlaklıkta bir kafatası biçimine sahip tir. Kafatası biçimine dayalı ırk sınıflandırması daha sonraları ırkçılık tartışmalarının odağına yerleşecektir. Yüzün ileri doğru fırlaklığının derecesi (progantizma), saç rengi, göz rengi, göz biçimi, yüzün biçimi, boy-pos gibi görünebilir ya da ölçüle bilir özellikler bu sınıflamalara dâhil edilmiştir. Hatta doğuştan kazanılan ve yaşam boyunca değişmeyen kan grupları gibi gözle görülemeyen, ancak belli işlemler sonucunda ayırt edilebilen özellikler de kullanılmıştır. Bu tür biçimsel özelliklerin in sanların teknolojik, davranışsal, moral ve zekâ düzeylerini de belirlediği düşünce si 20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar büyük ölçüde kabul gören bir düşünce olmuş tur. Bu görüş, 20. yüzyılın başında bazı devlet yöneticileri tarafından evlilik, çocuk sahibi olma ve aile büyüklüğünün düzenlenmesiyle ırkların geliştirilmesi, böylece saf ırkın yaratılması anlamına gelen öjeniye kadar ulaşmıştır. Bazı ülkelerde sağlıklı ve hatta ırken saf olduğu düşünülen insanların evlenmesi ve çocuk sahibi olmaları teşvik edilirken, sağlıklı olmayan ya da ırken saf olmadığı düşünülen insanların üremesi engellenmeye çalışılmıştır. Francise Galton tarafından önerilen bu görüş Nazi Almanya’sında en üst düzeye çıkan ırkı kötü unsurlardan temizleme uygulamalarıyla bir insanlık dramına dönüşmüştür.

İnsan topluluklarının kültürel ve etnik özellikleri de ırk sınıflamalarında kullanılmış, birbirleri ile benzer bedensel özelliklere sahip toplumlar (örneğin Almanlar ve Avusturyalılar) farklı ırklar altında, ya da bedensel özellikleri farklı olan bireylerin oluşturduğu cemaatler ya da dini gruplar da birer ırk olarak (örneğin Yahudi ırkı) değerlendirilmişlerdir. Bu belirsizlik nedeniyle 20. yüzyılın ortalarında UNICEF, antropolog ve biyologların oluşturduğu bir komisyona kabul edilebilir bir ırk tanımı yaptırmayı denemiştir. Bu tanıma göre biyolojik açıdan ırk, belirgin ve aynı zamanda kalıtsal olan; doğal seçilim, mutasyon, karışma ve yalıtılma gibi etmenlerin sonucunda ortaya çıkan bedensel farklılıklarla belirlenen insan birimleridir. Irkların sınıflanmasında uzun süre görünebilir özellikler kullanılmış olmasına karşın, bu özelliklerin hangilerinin kullanılacağı, hangi özelliklerin bir ırkı diğerin den ayırt etmede daha başarılı olduğu bilinmemektedir. Irk sınıflamalarında kullanılan hangi kriter dikkate alınırsa alınsın, bütün insan gruplarını bu kritere göre sınıflamak olanaksızdır. Siyah, sarı ve beyaz deri renklerini insan gruplarını ayırmak için kullandığımızda, örneğin Avustralya yerlileri ile Pigmeler, Etiyopyalılar, Nilotikler gibi birçok Afrikalı topluluk siyahlar içerisine yerleştirilecektir. Bununla birlikte Pigmeler dünyanın en kısa boylu, Nilotikler ise en uzun boylu insanları arasında yer almaktadır. Dolayısıyla eğer boya dayalı bir ayrım yapılırsa bundan tamamen farklı bir sınıflandırma ortaya çıkacaktır. Kaldı ki insanlarda çikolata renginden pembemsi beyaza kadar dağılan renk tonları mevcuttur. Deri rengi kuzey bölgelerden güneye doğru tedricen koyulaşmakta, ancak renk geçişlerinin keskin olmadığı bilinmektedir. Bu nedenle iki uç arasındaki yer alan birçok insan topluluğunun deri rengi açısından hangi ırk grubunda yer alması gerektiği belirsizdir. Bu iki uç renk arasında yer alan renk tonları kadar sınıflama yapmak gerekli gibi görünmektedir. Bu ise sınıflamanın olanaksızlığı anlamını taşımaktadır. Benzer durum yüz biçimi, burun biçimi, saç biçimi, göz rengi ve biçimi, boy uzunluğu, boy pos gibi ırkların ayrımında kullanılan özelliklerin hemen tamamı için geçerlidir. Hiç bir bedensel özelliğin tek başına ırkları sınıflamada başarılı olmadığı anlaşılınca, başka çözümlerin aranmasına neden olmuştur. Hominoidler içerisinde in sanın özelliklerinden bazılarını sıralarken, insanı diğer canlılardan ayırt eden, onu biricik kılan tek bir özelliğinin bulunmadığını görmüştük. Biyolojik özelliklerin in sanı kuyruksuz büyük maymunlardan ancak niceliksel açıdan ayırabildiği, dolayısıyla insan ile şempanze arasındaki sınırı bile net bir şekilde ortaya koyacak bedensel ve davranışsal özelliklerin sınırlı olduğu düşünüldüğünde, insan türünü oluşturan “ırk” gruplarını ayırt etmede nelerin kullanılacağı önemli bir sorunu oluşturmaktadır. Fiziksel özelliklerden bir tanesi değil, birkaç özelliğin insan ırklarını temsil ettiği, dolayısıyla bunları grup halinde kullanmanın bu sorunu çözeceği düşünülmüştür. Bu nedenle araştırmacılar, belli insan ırklarını tanımlarken birden fazla özelliği kullanmışlardır. Örneğin Beyaz ve Sarı ırkın özelliklerinin bir karışımını yansıttığı söylenen Türkler, orta boylu, belirgin biçimde yuvarlak (brakisefal) başlı, düz ve siyah saçlı, geniş ve elmacık kemikleri çıkıntılı yüze sahip, çekik gözlü, göz kapakları hafif şişkin insanlar olarak tanımlanmıştır. Ancak, bu grubu ayırmak için belirlenen özelliklerin diğer ırk grupları için geçerliliği yoktur. Bu neden le ırk olarak adlandırılan alt grupları bu yolla tanımlamak da olanaksızdır. Fiziksel özellikler bir bütün olarak bir arada bulunmazlar. Siyah tenli, uzun boylu, uzun kafalı, geniş burunlu, kıvırcık siyah saçlı insanlar olduğu gibi, siyah tenli, uzun boylu, uzun kafalı, dar burunlu, dalgalı siyah saçlı insanlarla; beyaz tenli, uzun boylu, uzun kafalı, dar burunlu, dalgalı kumral saçlı insanlar da vardır. Bu üç insan tipin de, fiziksel karakterlerden bir ya da birkaç tanesi diğer gruplardan farklılık göstermekte, farklılıklara burada sıralamadığımız başka fiziksel özellikler de dahil olmak ta, tartışmaları çıkmaz bir yola sürüklemektedir.

20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar kabul edilen yaygın görüş, insanın fiziksel karakterlerinin sabit olduğu fikriydi. Diğer bir deyişle, insan gruplarının görünebilir özellikleri doğuştan kazandığı ve bu özelliklerin çevresel faktörlere karşı bir tepki göstermediği, dolayısıyla değişmediği kabul edilmekteydi. Irk sınıflamalarında sıklıkla kullanılan boy uzunluğunun çevresel faktörlerden etkilendiğini ortaya konul muştur. İyi beslenen, yüksek sosyo-ekonomik grupların üyeleri, kötü beslenen, zor çevre koşullarında yaşayanlara göre daha uzun boylu olmaktadır. Kaldı ki, ekonomik yapısı hızla değişen toplumlarda, büyüme hızı artmakta, bireyler daha uzun boya ulaşmaktadırlar. Benzer durum ırk sınıflamalarında kullanılan ağırlık için de geçerlidir. Yapılan araştırmalar kafatası biçiminin de çevresel koşullara göre bir ölçüde değiştiğini göstermiştir. Dolayısıyla, ırk sınıflamalarında kullanılan özelliklerin çevresel koşullara bağlı olarak değişebilir olması, bunların salt biyolojik yapıdan kaynaklanan özellikler olarak sınıflamalarda kullanılamayacağını göstermiş, durumu daha da karmaşık hale dönüştürmüştür.

Sınıflamaların doğru yapıldığı varsayılsa bile, bu sınıflamalarda ortaya çıkan bir diğer sorun ırklar arasındaki karışımdır. Göçler ve nüfus hareketlilikleri nedeniyle birçok insan grubu geçmişte yer değiştirmiştir. Günümüzde de bu süreç artarak devam etmektedir. Birçok topluluk tarafından yerleşilen Anadolu, modern Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi, bu karışımı en iyi yansıtan bölgelerden birisini oluşturmaktadır. Bu tür hareketlilik, farklı ırklara dâhil edilen bireylerin evlenmeleriyle sonuçlanmaktadır. Ancak, farklı ırklardan ebeveynlerden doğan çocukların hangi gruba dâhil edilebileceği belirsizdir. Genetik özelliklerini yarı yarıya anne ve babalarından almalarına karşın, melez çocuklar çoğunlukla daha aşağıda yer aldığı düşünülen ırk grubuna dâhil edilirler. Örneğin biri beyaz, diğeri siyah olan ebeveynlerden doğan melez bir çocuk genellikle beyaz ırkın bir üyesi olarak algılanmaz. Bir ırkın diğerine üstünlüğüne gönderme yapan böyle bir aşağılama, ırkların saf özelliklerinin bozulması gibi biyolojik özelliklerden değil, ırk ayrımı ya da değerlendirmelerin kültürel temelinden kaynaklanmaktadır.

Her ne kadar, ırk sınıflamalarının biyolojik bir temele dayandığı ve sınıflamalar da kullanılan biçimsel özelliklerin genetik temelli olduğu kabul edilse bile, ırk sınıflamalarının biyolojik bir temele dayanmadığına en önemli kanıt genetik çalışmalardan gelmiştir. R.C. Lewontin 1972 yılında yayınladığı Evrimsel Biyoloji adlı çalışmasında, ırklar arasındaki genetik farklılıkları belirlemek için dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan topluluklardan oluşan 7 büyük ırk grubunu ele alarak 17 polimorfik özellik araştırmıştır. Bu araştırmada ulaştığı sonuç oldukça şaşırtıcıdır. Toplam genetik çeşitliliğin sadece %6,3’ü büyük gruplar arasındaki farkı temsil ederken, %94’ü grupların içerisindedir. Büyük ırk gruplarını oluşturan daha alt düzeydeki yerel ırk gruplarında ise farklılık %8,3 oranında bulunmuştur. Bu veriler coğrafik ve yerel ırk gruplarının insan genetik çeşitliliğinin yalnızca %15’ini açıklayabildiğini, geri kalan %85’ini ise açıklayamadığını göstermiştir. İnsanlar arasında ki genetik farklılıkların önemli kısmı köy ya da kabile gibi alt gruplarda, hatta aile ve aileyi oluşturan bireylerde meydana gelmektedir

Eğer Afrikalılar, Avustralya Yerlileri, Sarılar, Güney Asyalılar, Doğu Asyalılar, Okyanusyalılar ve Avrupa Beyazları olarak adlandırılan ırk grupları arasındaki farklılıklar genetik olarak belirlenebiliyorsa o zaman bu gruplar arasındaki farklılıkların üst düzeyde olması, bu grupları oluşturan alt birimlerin ve onları oluşturan bireylerin genetik yapılarının da birbirlerine, diğer ırk gruplarının üyelerinden daha fazla benziyor olması beklenir. Oysa genetik farklılıkların büyük bölümünün ırk grupları olarak tanımlanan birimleri oluşturan daha küçük alt grupların içerisin de olduğu anlaşılmıştır. Bu bilgiler, genetik veriler açısından da ırk kavramını tanımlamanın, dolayısıyla buradan hareketle ırkları sınıflamanın olanaksızlığını göstermektedir. Sonuç olarak insan ırklarının biyolojik temele dayandığı ve değişmediği varsayılan özelliklerinden yola çıkılarak, kültürel olarak kurgulanmış sınıflamalar olduğunu söyleyebiliriz. Diğer bir deyişle, ırk sınıflamaları biyolojik olmak tan çok, insanların zihinlerinde kurguladıkları sınıflamalardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir