Temelden Paragraf

ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 67

İSLAM DÜNYASINDA BİLİMSEL GELİŞMELER

Antik bilimlerin İslam medeniyetine girişinden sorumlu olan çeviri hare ketine bu açıdan bakarsak, İslam’ın entelektüel tarihine yeni pencereler den bakabilir ve bu hareketin ortaya çıkmasına neden olan güdüyü ayırt edebiliriz. Kazanç yolları Abdülmelik’ in reformları tarafından tehdit edilen bazı kişilerin, kazançlarını başka yollarla garanti altına almak zorunda kaldıklarını görebiliriz. Bu insanlar, uzmanlaşma yolunu seçtiler ve üst düzey bilimlerin çevirilerini yaptırdılar. Böylece yeni yarışta avantaj sağlamış oldular. Sonuç olarak, İbn Maseveyh ve diğerlerinin yaptığı gibi, hükümetin üst kademelerinde yeni bir tekel yaratmış oldular. Bu kademelerin aslında halifelik sarayının zirvesini temsil ettiğini anımsarsak, bu insanların kendileri ve torunları için toparladıkları engin gücü de anlamış oluruz. Bu “sağlıklı” yarış, ileri düzey bilimlerin sağlıklı artışına, yarışın çetinleşmesine ve bu durumun bu şekilde sürmesine neden olmuştur.

Böylece Abbasi döneminin ilk yüzyılının, halifelerin uygulamak iste dikleri projeler için yarışaı1 üstün nitelikli insanların var olduğu ve dolayısıyla bilimlerin kazanılması için kıyasıya bir yarışın yer aldığı çok sağlıklı bir devir olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bilimin yayılması da, bilimin gelişeceği sağlıklı ortamlar yaratmıştır. İşte bu ortam, klasik anlatımın takdirle karşıladığı İslam Medeniyetinin Altın Çağını yaratmış olabilir.

Bu yarışmacı etkinliğin, Abbasi İmparatorluğunun kendi antik bilimlerini Yunanlılardan geri kazanmaya çalışan Pers “unsurları” ile ilgisi olmadığı apaçık ortadadır. Tersine bu etkinlik, Abbasilerin kendilerinden bir nesil önce gerçekleştirilmiş olan Abdülmelik’in reformlarının mirasçı sı olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu reformlar, sağlıklı yarış ortamını harekete geçirmiş, yarışın sürmesi için de sürekli ileri düzey bilimsel kitaplara ihtiyaç duyulmuştur.

Bu koşullar çok daha ayrıntılı olarak incelenmelidir. Kesin sonuçlara varmadan önce çeşitli bilimsel ve felsefi disiplinlerin tarihçileri, burada sadece değinilmiş olan etkinlikleri yeniden gözden geçirmelidir. Bu inceleme ve izleyen düzeltme, ümit ederiz ki Me’mun’un rüyasını, Mutezililerin rolünü, Süryanice ve Farsça konuşan toplumların gerçek rolünü daha iyi anlamamızı sağlar. Bu toplumların insanları, Abbasilerin ilk yıllarında karşılaştıkları yıkıcı yarış ile baş etmek için yüzyıllar boyu karanlık ve erişilmesi olanaksız tapınaklarda saklanmış Yunan ve Pers klasiklerini açığa çıkarma ihtiyacını hissetmiş ve elde ettikleri bilgileri kendi ihtiyaçları için yeniden düzenlemişlerdir.

Daha da önemlisi alternatif anlatı bize klasik bilimlerin, özellikle klasik Yunan bilimlerinin elde edilmesinin sadece bir kör kopyalama olmadığını, zamanın ihtiyaçlarını karşılamak için ayarlanmış olduğunu göstermektedir. Ama bu faaliyetlerin somut bir şekilde etkili olduğunu kapsamlı olarak kanıtlamak için hala çok şey yapılması gerekmektedir.

Yine de bu alternatif anlatının çerçevesi bizi bazı ön sonuçlara götürmüştür. Böylece klasik anlatımın bize sunduğu resimden biraz daha değişiğini çizebiliriz. Şu an gördüğümüz gibi çeviri hareketi, daha üstün bir kültürün taklit edilmesi değildi. Tersine kaynağında unutulmuş olan me tinlerin dışarı çıkarılması idi. Bizanslıların dili Yunanca olmasına rağmen bu klasik eserler yıllarca mahzenlerde tutulmuş, ancak Bağdat’tan gelen talep üzerine dışarı çıkarılmış ve Bağdat’ta değerlendirilmişti. Bir yerde, atalarının yitirdikleri hükümet görevlerini yeniden kazanmak için büyük çaba içinde olan Süryanice ve Farsça konuşan toplumlar sayesinde bu eserler hayata kavuşmuşlardı. Ama daha önemlisi, bilgi arayışında olan bu toplumlar, Bizans’ın bilimsel üretimini bir kenara itip bu klasik eserleri muhatap olarak almışlardır. Böylece eserlerini milattan önce 3. yüzyılda vermiş olan Platon, Aristo, Galen, Batlamyus ve Diophantus gibi filozoflar ve bilim insanları, 9. yüzyılın Bağdat’ında hemen her evde konuşulur isimler olmuştu.

Şimdi açık olarak görülen ve her gün daha belirgin bir şekilde ortaya çıkan sonuca göre ilk dönem Abbasiler zamanında İslam hükümetinin sosyal durumundan dolayı girişilen çeviri hareketi, klasik anlatının iddia ettiği gibi sadece klasik metinlerin çevirisi, onların özümsenmesi ve daha sonra kendi bilimlerini yaratma çabaları demek değildi. İlerde göreceğimiz gibi, çeviri ve yaratım aynı anda yer alıyordu. Hatta alternatif anlatının ayrımını yaptığı gibi yaratım etkinliği, ileri seviye metinlerin çevirisinden önce başlamıştı ve bu yaratıcı etkinlik, çevirilerden yararlanarak daha da ilerlemişti. Bu yüzden Haccac b. Matar, Batlamyus’un eserini dikkatlice okumuş ve hataları düzeltme ihtiyacını duymuştu.

Daha da ötesi bu ön sonuçlar bize, çevirmenlerin ve çeviri sahiplerinin kendilerinin bilim insanları olduklarını göstermektedir. Bu kişiler iktidara yakın olmalarına rağmen ilerisi için kendilerine bürokrasi içinde kalıcı yer edinmeye çalışıyorlardı. Diğer bir deyişle, bu bürokratların o bilimlere ve bilim insanlarına kendi çıkarları için ihtiyaçları vardı. Çoğu durumda kendileri de bilim insanı idiler. Halifeye her zaman yakındılar ve üç dört halife boyunca, sarayda güçlerini sürdürdüler. Bu halifelerin bir kısmı zorla ve şiddet sonucu iktidardan indirilmelerine rağmen hekimler, astrologlar, mühendisler, vb. atalarının ileri bilimleri ülkeye getirerek kendilerine biçtikleri rolleri güçlü bir şekilde uyguladılar.

İslam biliminin modem tarihçileri, erken İslam döneminde çeviriler yapılırken yer alan zeki ve yaratıcı araştırmayı vurgulamaya başlamışlardır. Divan çevirilerinin daha ileri seviye çevirilere yol açtığını fark edersek yaratıcı etkinlikler ve nitelikli insanlar için kapının açılmış olduğunu anlarız. Bu, millet olmaya çalışan bir toplum için ideal bir durumdu.

Modern araştırma bu yaratıcı etkinliğin, Yunan bilimsel mirasının yeni den değerlendirilmesi demek olduğunu ve Yunanlıların yaptıkları hataları düzeltme programını içerdiğini açığa çıkarmıştır. Bu etkinlik ile aynı zamanda cebir ve trigonometri gibi yeni bilim disiplinleri yaratılmış, astronomide hey’e’nin (kuramsal astronomi) ortaya çıkmasına benzer şekilde eski disiplinler yeniden oluşturulmuştur. Bu sonuçlar, sosyal ve kültürel etkilerinin anlaşılabilmesi için somut olarak ortaya konulmalı ve izlenmelidir.

Yine de şimdiye kadar oluşturulan sonuçların açıkça işaret ettiği bir şey vardır; o da ilk önce divan çalışanları tarafından uygulanan, daha sonra İbn Maseveyh’in Huneyn’e davranışının, Mütevekkil’in sarayındaki hekim grubunun Huneyn’in başına çaldığı felaket ve hilelerin gösterdiği gibi, sonraki okumuş sınıfın da uygulamaya çalıştığı tekel sürecinin işe yaramadığıdır. Bunun nedeni bilimin böyle etkinliklerin tekeline, özellik le bu etkinlikleri şiddetle arzu eden bir sosyal oluşum varsa, doğası açısından olanak tanımamasıdır. Emevi reformlarının nitelikli insan sınıfının miras kaldığı ilk dönem Abbasiler zamanında gelişen etkinlikler sayesin de antik bilimler o ana kadar görülmemiş bir şekilde geri kazanılmış ve zamanın hedefleri için kullanılmıştır. Bu, geç dönem Avrupa Rönesansı’na kadar yinelenmemiş bir olaydır.

Bu noktada geriye gidip bu yeni alternatif anlatının kabul edilmesi ile kazanılacak yararları sorgulamak istiyorum. Nedim’in çeviri hareketi ile ilgili görüşlerini sunuş yöntemine tam anlamıyla inanıyor ve dolayısıyla bu yeni anlatımın geçerli olduğunu düşünüyorum. Nedim bu iddiasında, İslam medeniyetinin antik bilimleri kazanması ile Abdülmelik’in divan’ın çevrilmesini emrederek başlattığı reformlar arasında doğrudan ilişki olduğunu söylemiştir. Kazanımın reformlar sonucunda ortaya çıktığını ileri süren Nedim’dir. Acaba Abdülmelik çeviri emrinin bu sonucu getireceğini öngörebilmiş miydi? Ama bu yeni anlatı bizim işimize yaramasa bile, en azından divan çalışanlarının davranışlarını, onların karşılaştıkları sosyal ortamı, çocuklarının hükümette daha üstün, daha arzu edilir ve daha vaz geçilmez pozisyonlara gelmek için gösterdikleri çabaları açıklayacaktır.

Ama konuya kuramsal seviyede bakarsak, en seçkin oryantalistlerin fikir eseri olan klasik anlatı yerine, bu yeni anlatımı seçmek ne gibi yararlar getirecek? Üstelik İslam’ın aydın tarihçilerinin bu klasik anlatıyı yüz yıldan fazla desteklediğini biliyoruz. Bu sorunun yanıtı iki ayrı seviyede araştırılmalıdır: Bilimsel fikirlerin bir kavramdan diğerine gelişmesini izleyebileceğimiz bilimin iç tarihine değinen pratik seviye ve bilim tarihinin yazılma nedenlerine değinen yöntembilim seviyesi. Yanıt, doğal olarak tarihin en iyi şekilde nasıl yazılacağına da değiniyor.

Pratik seviyede, alternatif anlatıyı seçersek astronomi disiplinini bir şablon olarak ve yeni anlatımın etkisinin doğrudan uygulaması olarak kullanabilir ve bazı soruları yanıtlayabiliriz. Bu disiplinin İslam medeni yetine girişinden ve yeni halini bulduktan sonraki gelişmesini açıklayabiliriz. Klasik anlatı altında bir bilmece haline dönüşmüş olan görüngüleri alternatif anlatı ile daha kolay anlayabiliriz. Kısa bir ön bakış olarak çevirinin diline ve bu dilin bilimsel teknik terimleri halletme şekline işaret etmek istiyorum; öyle ki Haccac b. Matar gibi birisi, Elmecisti’nin akla, teknik ve okunabilir bir Arapça ile şimdiye dek yaşamış olan ilk çevirisini yapabilmiştir. Bunun belki de en yoğun teknik kitap olduğunu, “eve,” “hadid,” “ufuk,” sözcüklerinin sırası ile “yeröte” (apogee), “yerberi” (perigee) ve “ufuk” (horizon) için, Kusta ve İshak b. Huneyn’in yaptığı gibi asıllarını kullanmaya gerek duymadan özgürce kullanıldığını biliyoruz. Abbasilerin ilk çevirmenlerinden olan Haccac, bu teknik dili nasıl yaratmıştı? Böyle bir girişimin ne denli zor olduğunu bildiğimize göre, Haccac nasıl başarılı olabildi? Bu işin zorluğunu görebilmek için modern Arap ülkelerinin son elli yıl içinde ve hala teknik bir dil oluşturmak için gösterdikleri çabalara bakmak yeterli olur. Eğer alternatif anlatı sadece bu soruya yanıt verebilirse bu konuyu çözemeyen ve sessiz kalmayı yeğle yen klasik anlatıya karşı kendini kanıtlamış olacaktır. Diğer bir deyişle, Abbasi çeviri döneminden, Mutezililerin hükümranlığından, Me’mun’un rüyasından ve benzerlerinden önce söz etmeye değer bilim olmadığını iddia eden klasik anlatıya bağlı kalırsak bu erken dönemde Haccac’ın teknik dilinin ortaya çıkışını açıklayamayız.

Ama Nedim’i izlersek ve çeviri hareketinin divanların temel bilimlerinin çevirisi ile başladığını kabul edersek bu divan çevirisinin Haccac çevirisinden yüzyıl önce yapıldığını anımsarsak o zaman bu ilk çevirilerin Haccac’a teknik terim oluşturmada ve bunları özgürce kullanmada nasıl yardım etmiş olduğunu kolaylıkla anlayabiliriz. Kusta ve İshak’ın onu izlerken duraksadıklarını göz önüne alırsak Haccac kuşkusuz kendi terimlerini de oluşturmuştu. Burada, Haccac’ın projeyi gerçekleştirmede gösterdiği çabaları küçümsemek istemiyorum ama alternatif anlatı kendisini, divan çevirilerinden yeni bir dil edinen ve bunu kendi dili ile bağdaştıran birisi olarak tarihe yerleştirmiştir; normal bir tarihi gelişme bunu gerektirmektedir, klasik anlatının iddia ettiği gibi, bir teknik dili yoktan oluşturup mucizeler yaratmayı değil.

Haccac’ın teknik dili, izleyen bölümlerde karşılaşacağımız zorluklar dan yalnız biridir ve bu yüzden sıklıkla alternatif anlatının yararlarına değineceğiz.

Kuramsal seviyeye gelirsek, bu alternatif anlatı üzerinde neden bu kadar çok duruyorum? Bu soruyu bilim tarihini, bilimin ortaya çıktığı sosyal durumlara bağlamanın önemine işaret ederek yanıtlamak zorundayım. Belirli bir bilimin belli bir toplumda, belli bir zamanda desteklenip diğer bilgi alanlarının kısıtlanmasını tam olarak açıklayamazsak bile bilimsel üretim ile sosyal, ekonomik ve politik koşullar arasındaki etkileşimin işleyişini bu diyalektik ilişkiyi dikkate almadan tam anlamıyla kavrayamayacağımıza eminim. Alternatif anlatımla en azından, belirli çevirilerin neden belirli zamanlarda yapıldığını ve çeviri hareketinin neden belli bir tarihte önem kazandığını anlayabiliriz. Böylece çeviri hareketinin başlangıcını bazen İslam dininin temel niteliklerine, bazen de erken dönem İslam toplumunun ırksal yapısına, örneğin, Abbasi imparatorluğundaki Pers “unsurlarının” çeviriye olan ilgilerine bağlayan klasik anlatının yarattığı kargaşadan kurtulmuş oluruz.

Alternatif anlatım ile Nedim’in öngörüsünden sonra ilk kez, bilimsel üretim ile bu üretimi gerekli ve olası kılan sosyal etkenler arasındaki açık ilişkiyi görebiliyoruz. Bu öngörü ile İslam medeniyetinin ilk dönemlerinin entelektüel tarihini anlamaya başlıyoruz. Bu görüş ile hükümet bürokratlarının (küttab, yani katipler ve vezirlerin) antik bilimleri kendi çıkarları için (işlerinde ilerlemek ve daha güçlü yarışabilmek için) kazanma konusundaki rollerini en sonunda değerlendirebiliriz.

Bu ilgiyi bir halifenin rüyasına veya benzeri bir duruma, sanki tarih tek bir hükümdarın rüyaları ile yazılabilirmiş gibi dayandırmaya artık gerek yoktur. Daha da ötesi, alternatif anlatı, tıp üzerine yazılmış 129 Galen ki tabının halife için değil, Huneyn’in tezinde söylediği gibi bürokratlar için çevrildiğini anlatır. Ve Elmecisti’nin üçüncü veya belki de dördüncü çevirisinin bir halife tarafından değil, ilk önce bir kâtip, daha sonra vezir olan bir bürokrat, Ebu Sakr b. Bülbül (ö. 892) tarafından talep edildiğini belirtir.

İlerde Arap gökbilim disiplinini, alternatif anlatının geçerliliğini gösteren bir şablon olarak kullanırken bu konulara yeniden değineceğim. İslam bilimsel düşüncesini daha iyi anlamamızı sağlama ümidi ile alternatif anlatının klasik anlatıya karşı üstünlüğünü kanıtlayan her fırsatı değerlendireceğim.

Gerek tarihi, gerek bilimsel birincil kaynaklardan bilimsel üretimin git tiği yönü ve bunun nedenini keşfetmek için bu kaynaklara geri dönme ve hiçbir ideolojik anlatımın etkisi altında kalmadan onları yeniden gözden geçirme ihtiyaanı yeteri kadar vurgulamış olduğumu ümit ederim. Bu sü reç bizim, İslam biliminin dönemlerini ve gelişmesini daha iyi anlamamızı ve bunu gerçekleştirmiş olan güçleri değerlendirmemizi sağlayacak.

Antik bilimlerin elde edilmesinin arkasındaki güdüyü, bunun ger çekleşmesinde rol oynamış süreçleri ve sosyal etkenleri açıkladıktan sonra sıra, sosyal koşullara geri dönmeye ve bu yeni “antik” bilimlerin gelişmekte olan İslam medeniyetine yaptığı etkiyi ve onların da bu me deniyetten nasıl etkilendiklerini incelemeye gelmiştir. Tartışmanın aslan payını Yunan bilimlerinin İslam toplumu üzerindeki etkisine ayıracağım; bunun nedeni ise bu bilimlerin ilk yüzyıllarda odak noktası olduğu, sonraki bilim insanlarının da her konuda ilgisini çektiği ve bu yüzden 9. yüz yılın ortalarında Pers ve Hint bilimlerinin ihmal sonucu hızlı bir şekilde kaybolup gittiğidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir