OKUDUĞUNU ANLAMA ve MATEMATİKSEL BECERİ
Matematik hayatın her alanın da karşımıza çıkmakta ve bir şekilde bizi içine almaktadır. Herkesin en azından zorunlu temel eğitime başlandığında karşılaştığı, sevdiği ya da nefret ettiği, belki de korktuğu bir ders, bir bilim dalıdır. Bununla beraber gelişen ve değişen yaşam koşullarında matematik bilmek bir tercih değil zorunluluk olmuştur. Çağımızda bilim ve teknolojideki hızlı ilerleme, her alanda yeni bilgi, beceri, teknik ve teknolojik araçları gündeme getirmektedir. Bu nedenle matematiği bilen, anlayan ve kullanan insanlara gereksinim duyulmaktadır
Son dönemlerde, matematik programlarında daha güncel, gerçek yaşamla daha bağlantılı ve öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirebilecek konulara ağırlık verilmeye başlanmıştır. Eleştirel düşünmeyi ve matematik bilgisini günlük yaşamla birleştirebilmeyi öğretmenin en temel yollarından birisi problem çözme becerisinden geçmektedir. Problem çözme matematik öğrenmenin temeli halini almaya başlamıştır.
Cummins ’e göre de problem çözme matematiğin önemli bileşenlerinden biridir. İlköğretim Matematik Programında problem önemle üzerinde durulan, diğer konular gibi belli zaman dilimi ayrılmamış ve süreç becerileri olarak ele alınmış bir konudur. Yenilenen müfredattaki bu değişimlerin en önemli nedenlerinden birisi yaşadığımız çağa ayak uydurabilecek ve günlük yaşamda karşılaştığı problemlerin üstesinden gelebilecek bireyler yetiştirmektir.
Problem çözmenin matematik müfredatının merkezinde olması, bu konuya matematik eğitimcilerinin ayrı bir önem vermesine neden olmuştur. Bu alanla ilgili yapılan araştırmalar, problem çözme sürecini etkileyen faktörler üzerine yoğunlaşmıştır. Problem çözme sürecini etkileyen faktörleri araştıran bilişsel araştırmacılar, problem çözme başarısında sadece hesaplama becerisi değil aynı zamanda bu süreçte kullanılan bilgi türlerinin de etkili olduğunu ortaya koymuştur. Problem çözme sürecinde problemi düşünerek ve anlayarak çözüm yoluna ulaşmak, hesaplama becerisinden önceki basamağı oluşturmaktadır. Polya, düşünmenin en önemli parçasının matematikle uğraşırken problemlerde doğru bakışı yakalayabilmek olduğunu vurgulamıştır. Gagne ise, eğitimin temelinin insanlara düşünmeyi, orantısal güçlerini kullanmayı ve daha iyi problem çözebilmeyi öğretmek olduğuna inanmaktadır. Problem çözme sürecini etkileyen bu faktörlerin işaret ettiği ortak nokta ise gerçek hayat problemlerini karşımıza çıkarmaktadır.
Altun’a göre ilköğretimde problem çözme ile ilgili çalışmaların dört işlem problemlerinin yanı sıra gerçek hayat problemlerini konu edinmesi, batı ülkelerinde de çok eski değildir. Bu çalışmalar son 20-30 yılın çalışmalarıdır ve bu konudaki alan yazını oldukça gelişmiştir. Artık gelişmiş ülkelerde matematik eğitiminin odak noktası problem çözme öğretimidir ve problem çözme öğretimi dört işlem problemlerinin yanı sıra veri analizi, çözüm stratejilerini tanıma ve kullanma, araştırma yapma, grupla çalışma etkinliklerini de içeren gerçek hayat problemlerinin çözümüne çokça yer vermektedir. Tahminde bulunma, veri toplama, ölçme ve hesaplama becerileri gibi problem çözmeye katkı veren çalışmalar önemsenmektedir
Problemleri gerçek hayat problemleri ve standart sözel problemler olarak ele alıp öğrenciler açısından incelediğimiz zaman ikisi arasında oldukça önemli bir fark olduğu ortaya çıkmaktadır. Öğrenciler basmakalıp diye tabir edilen standart sözel problemleri kolayca çözebilmelerine rağmen gerçek hayat problemlerini çözerken gerçek hayat durumlarını göz önünde bulundurmamakta ve gerçek hayatla ile matematik arasında var olan veya olmayan ilişkileri dikkate almadan standart sözel problemlerdeki modellemeleri yapmaktadırlar. Yani öğrencilerin büyük bir çoğunluğu, çözümsüz gerçekçi problemleri standart sözel problemlerdeki gibi çözmektedirler. Öğrencilerin çoğunlukla gerçek hayat problemlerini de standart sözel problemler gibi çözmesinin ve problemdeki gerçekliği göz ardı etmelerinin nedenleri incelendiğinde okuduğunu anlama becerisindeki eksiklikler de oldukça dikkat çekici bir noktada karşımıza çıkmaktadır.
Charles, O’Daffer ve Lester, genel olarak problem çözme sürecini etkileyen faktörleri üç ana başlıkta açıklamışlardır:
- Deneyim faktörü (hem bireysel, hem de çevresel),
- İlgi, motivasyon, baskı, endişe gibi duyuşsal faktörler,
- Okuma becerisi, mantıksal beceri, işlemsel beceri gibi bilişsel faktörler.
Duyuşsal faktörler daha çok çocukların içsel durumlarını ifade etmekle beraber problem çözme ile ilgili endişe ve ilgilerini de kapsamaktadır. Duyuşsal faktörler daha çok çocukların problem çözme sürecine başlamadan önce hissettikleri ve çözüme kavuşturmaları gereken durumlardan oluşmaktadır. Problem çözmeye başlamadan önce duyulan endişe ve baskıdan kurtulabilmek, problem çözmek için istekli ve ısrarcı olmak ve motivasyonunun yüksek olması gibi durumlar sürecin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir.
Deneyim faktörünün alt bileşenleri ise çocukların daha önce matematikle olan ilişkilerine dayanmaktadır. Burada önemli faktörlerden olan yaşı okuldaki sınıf seviyelerindeki ilerleme olarak ele aldığımızda diğerlerini de kısmen kapsadığını düşünebiliriz. Çünkü öğrencilerin matematik alt yapısı, problem metnine ve çözüm stratejilerine olan yakınlıkları sınıf seviyesi ile doğru orantılı olarak değişmektedir. Deneyim faktörünün içerisine çocukların geçmiş yaşantıları da dâhil edilebilir ve problem çözme sürecini etkileyen faktörler arasında yer alabilir. Bilişsel faktörler ise daha çok çocukların okul döneminde kazanabileceği ve geliştirebileceği alt bileşenlerdir.
Burada bilişsel faktörler arasında gösterilen okuduğunu anlama becerisi problem çözme sürecinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Okumak, bilgiye ulaşmanın, onu sürekli güncelleştirmenin yollarından biri ve belki de en önemlisidir. Temel dil becerileri arasında yer alan okuma ve dinleme, anlama becerisinin temelini oluşturur. Okuduğunu anlama becerisi eğitim sistemimizde de önemli yer tutmaktadır. Okuduğunu anlama öğrencinin yorumlama ve kavrama gücünün göstergesi olduğu gibi eğitim hayatındaki başarısı üzerinde de önemli etkilere sahiptir.
Okuduğunu anlamanın ve dilsel becerilerin etkili olduğu en önemli alanlardan biri matematiktir. Matematik, hem bilimde hem de günlük yaşamımızda kullandığımız önemli bir araçtır. Matematik aralarında anlamlı ilişkiler bulunan, kendine özgü sembolleri ve terminolojisi bulunan bir dildir. Bu nedenle matematik eğitiminde de okuduğunu anlama temel unsurların başında gelir. Öğrencilerin matematikte başarılı olabilmelerinin yolu matematiksel dili doğru anlamalarına ve doğru yorumlamalarına bağlıdır. Thorndike, bir paragrafı anlayarak okumayı, bir matematik problemini çözmeye benzetmektedir
