Temelden Paragraf

OKUMA KAYGISI

Okumayı öğrenme, geliştirme ve alışkanlığa dönüştürmede bireyin yaşadığı sorunlardan olan okuma kaygısı, okuma etkinliğine ilişkin hem fiziksel hem de bilişsel tepkileri içeren durumsal bir kaygı olarak tanımlanmaktadır. Okuma kaygısı, okuma becerisinde yetersizlik hisseden bireylerde okuma hakkında düşünüldüğünde veya okuma eylemi gerçekleştirildiğinde ortaya çıkan, bireyin okuma performansını ve öz güvenini olumsuz etkileyerek okuma etkinliklerinden kaçınmasına veya bu etkinlikleri isteksiz yapmasına neden olan fiziksel ve psikolojik tepkileri içeren duygu hâlidir.

Bireyin okumaya karşı gösterdiği olumsuz bir tepki olan okuma kaygısı, okuma esnasında sergilenen heyecan, huzursuzluk ve korku durumudur

Yüksek seviyede okuma kaygısına sahip bireyler algılarını kapatarak okuma etkinliklerini yapamaz durumu gelirler (Melanlıoğlu, 2014: 95-96). Okuma kaygısı yaşayan bireyler okuma sırasında titreme, terleme, mide ağrısı, baş ağrısı, nefes almada zorlanma gibi fiziksel tepkilerle birlikte gerginlik ve korku gibi tepkiler de gösterebilmektedir (Çevik, Orakcı, Aktan ve Toraman, 2019: 4). Öğrenciler yeni bir metinle karşılaştıklarında ortaya çıkan okuma kaygısı, öz güven eksikliğine neden olmaktadır ancak okuma becerisi geliştikçe öğrencinin kaygısı azalır ve öğrenci okumaya karşı istek duymaya başlar

Okuma kaygısı yaşayan bireylerde fiziksel ve bilişsel tepkiler görülür. Birey terler, titrer, hızlı nefes alıp verir, kendini çaresiz hisseder, öz güvenini kaybeder, utanır, korkar (Kuşdemir ve Katrancı, 2016: 252-253). Bu tepkilerin kalabalık ortamlarda gerçekleştirilen sesli okuma etkinliklerinde daha sık görüldüğü ayrıca konuşma kaygısıyla da sonuçlandığı bilinmektedir.

Kaygı, öğrenme üzerinde tamamen olumsuz bir etkiye sahip değildir. Belirli bir düzeydeki kaygının varlığı, bireyin davranışlarında çok önemli bir rol oynar. Kaygı; sınavı olan birini sınava çalışmaya, sağlıklı yaşamak isteyen birini zararlı alışkanlıklardan kaçınmaya, geleceğini düşünen birini para biriktirmeye yönlendirir.

Hem yüksek kaygı düzeyi hem de çok düşük kaygı düzeyi öğrenme üzerinde olumsuz bir etkiye sahiptir. Ancak orta seviyelerde olan kaygı, öğrenme üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir. Yüksek düzeyde kaygı, bireylerin öz denetimini ve düşünme yeteneğini olumsuz etkiler (Yetgin, 2017: 16). Okuma etkinliği de artan bu kaygı düzeyinden olumsuz yönde etkilenir. Yüksek kaygı düzeyi, psikiyatrik bir bozukluk olan kaygı bozukluğuna da yol açabilir

Okuma kaygısının okuma alışkanlığını ve okuma becerilerini etkileyen bir faktör olduğu düşünüldüğünde okuma kaygısı, “sözcükleri yeterince tanıyamama, duraklamalar ve geriye dönüşler yapma, hece ve sözcükleri tekrarlama, yanlış okuma, atlama” gibi okuma hatalarına neden olur (Öz, 2001). Okuma kaygısının azaltılması ve kontrol altına alınabilmesi, öğrencilerin öz güvenlerinin arttırılmaya çalışılması ve okuma becerilerine hizmet edecek yöntem ve tekniklerin kullanılması ile mümkündür. Okuma kaygısı yaşayan bireylerin kaygı düzeyleri yetişkin desteği ile azaltılabilir. Bu sayede okumaya engel olan önemli bir etken ortadan kaldırılmış olur.

Okuma Kaygısının Nedenleri

Okuma kaygısı çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenlere ilişkin farklı sınıflandırmalar bulunmaktadır. Veyis (2018: 221-224) okuma kaygısına neden olan durumları şöyle sıralamaktadır:

1. Ağız ve şive farklılıklarından kaynaklanan telaffuz problemleri, 2. Bireyin önceki eğitim basamaklarından getirdiği temel dil becerisi eksiklikleri, 3. Türkçenin sözcük üretmedeki durumu: Kelime kökünün üzerine ek geldikçe hem anlama hem de seslendirme zorluklarının yaşanabilmesi, 4. Okuma alışkanlığının olmaması, 5. Okuma kültürünün olmamasından kaynaklı farklı alanlardaki bilgi eksikliği, 6. Kelime hazinesinin ve söz varlığının yoksul olması, 7. Metnin iyi anlaşılamaması korkusu, 8. Sosyal fobi, 9. Öz güven eksikliği, 10. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu.

Başlıca Okuma Problemleri

Disleksi Disleksi; dinleme, konuşma, okuma ve yazma gibi temel dil becerilerinin kullanılmasında, akıl yürütmede ve matematik becerilerinin geliştirilmesinde önemli zorluklara neden olan bir öğrenme bozukluğudur (Calp, 2010: 198). Disleksili bireyler, gördüklerini ve duyduklarını anlamada, hatırlamada ve yorumlamada sorunlar yaşayabilmektedir. Ayrıca disleksinin okuma ve yazmanın yanı sıra bilgi işleme sürecini etkileyen bir durum olduğu bilinmektedir.

Hecelemeler Okumayı heceleyerek seslendirmek veya anlamaya çalışmak oldukça yorucu bir okuma sürecinin yaşanmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra heceleyerek okuma, okuma hızının yavaşlamasına neden olur. Güneş’e (1997: 251) göre okuma hece hece yapıldığında kelimeler bölünmekte bu da anlam ve zaman kaybına neden olmaktadır. Ayrıca Gülerer ve Batur (2004: 78), heceleme davranışının öğrenmekle öğrenmeme arasında kalan bir süreç olduğunu ve ilk okuma döneminde tümevarım yönteminin kullanılmasının bu sonucu doğurabileceğini (harften heceye, heceden sözcüğe, sözcükten cümleye) ifade etmişlerdir.

Atlama ve Eklemeler Okuma sırasında bazı harf, hece ve sözcüklerin okunmaması veya metinde olmayan eklemelerin yapılması okumanın önemli problemlerindendir. Veyis’e göre (2018: 95), bu durum, dikkatsizlik ve motivasyon eksikliğinden kaynaklandığı gibi fazla hızlı okuma veya harf ve sözcüklerin tanınmamasından kaynaklanabilir.

Geriye Dönüp Tekrar Okuma Geriye dönüşlerle okumak, okumaktan uzaklaştırır ve okumayı sıkıcı bir aktivite durumuna getirir. Gülerer ve Batur (2004: 80) bu okuma sorununa ilişkin okunan satırların üzeri kapatılarak yapılacak okuma çalışmaları, kelimeleri bir defada okumaya yönelik güven verici telkin ve ikna çalışmaları ve seviye üstü metinleri sadeleştirme çalışmaları çözüm önerilerini sunmaktadır.

Dudak Kıpırdatma (Mırıldanma) Okurken dudakları kıpırdatmak, sessiz okumaya engel olan, okuduğunu anlamayı azaltan ve düşük okuma hızına neden olan bir okuma sorunudur. Gülerer ve Batur (2004: 81) bu sorunun çocukların daha çok sesli okuma yaptığı ilk okuma dönemlerinde yeterli sessiz okuma etkinliklerinin yapılmamasından kaynaklandığını ileri sürmektedirler. Ayrıca mırıldanarak okuma, kütüphane gibi ortak okuma alanlarında çevreyi de rahatsız eden bir problemdir. Güneş (1997: 251), sessiz okumada dudak hareketlerini önlemek için dudakların arasına bir mendil yerleştirilmesini ve okuma sürecince mendilin kımıldamamasına çalışılmasını önermektedir.

Sözcük Sözcük Okuma Gözlerin satır üzerinde sıçramalarında her defasında tek bir sözcük okunuyorsa bu bir okuma sorunudur. Çünkü bir defada bir sözcük okunduğunda okuma hızında yavaşlama olur ve okuduğunu anlamada sorun yaşanır.

Gülerer ve Batur (2004: 79) beyne gönderilen bilginin arttığında beynin daha hızlı çalıştığını belirterek okuma esnasında gözlerin duruş ve sıçrayış anlarında beyne gönderilen kelimelerin artmasının okuduğunu kavrama düzeyinin de artmasını sağladığını ifade etmektedir. Bunun yanı sıra gözümüz 2-3 sözcüğü bir defada beyne iletirse okuma sırasında geriye dönüşler yaşanmayacak ve anlayarak hızlı okuma gerçekleşecektir.

İçten Sesli Okuma Sessiz okuma sırasında iç seslendirmenin gerçekleştirilmesi hem çocukların hem de yetişkinlerin gerçekleştirdiği yanlış bir okuma durumudur. Türkkan (1998: 23) bir kitabı okurken okuyucunun kendisine ilginç ve önemli gelen sözcükte durduğunu, gözlerini o noktaya diktiğini, nefesini tuttuğunu ve bir iç seslenmenin meydana geldiğini belirtir. Bunu önlemek için nefesi normal ritimle alıp vermek ve okumayı bu şekilde gerçekleştirmek gereklidir. Townsend (1997: 31) ise bu sorunu gidermek için günde yedi dakika ağız ve dişler kapalı olarak okumaya zaman ayırmak gerektiğini ifade etmektedir.

Baş veya Parmakla Takip Etme Özellikle ilk okuma döneminde sıklıkla gözlenen ve normal karşılanan bir durum olan baş veya parmakla takip etme ilerleyen zamanlarda bir okuma sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Veyis (2018: 100)’e göre parmakla okuduğu metni takip eden okuyucuların yaşadığı başlıca okuma kusurları, yavaş okuma ve okuduğunu istendik düzeyde anlayamamadır. Güneş (1997: 251)’e göre ise çocuğun parmağını her kelimenin altında hareket ettirmesi, zamanla kelime kelime okumaya neden olabildiği için satır işaretçisi olarak kâğıt veya karton şeritlerin kullanılması gereklidir.

Baş ve Vücut Hareketleri Okuma esnasında sağa-sola, öne-arkaya baş ve vücut hareketleri yapmak, hem okuduğunu anlamayı hem de akıcı okumayı olumsuz etkilemektedir. Bu durumu önlemek için çocukların vücut hareketlerine, saçla, kalemle, silgi, para vb. şeylerle oynamasına, bir şeyler yemesine ve ciklet çiğnemesine izin verilmemelidir (Güneş (1997: 252). Çünkü bu davranışlar, gözlerin metin üzerindeki hızını keserek beyin-göz ilişkisini sekteye uğratır.

Yanlış Telaffuz Harf, hece veya sözcüklerin yanlış telaffuz edilmesi okunulan metni yanlış anlamaya neden olmaktadır. Veyis (2018: 100)’e göre yanlış telaffuz, bilgi eksikliğinden veya seslere şekil veren dil, diş, damak, dudak, gırtlak gibi ses yolu organlarında görülen rahatsızlık veya engellerden de ileri gelebilmektedir. Bilgi ve eğitim eksiliği nedeniyle oluşan yanlış telaffuzlarda, diksiyon eğitimi önerilirken; ses yolu organlarındaki engellerde tıbbi tedavi önerilmektedir.

Seviye Üstü Metinler Okuma hızının etkilendiği değişkenlerden biri de metinlerin özellikleridir. Seviye üstü metinler, okuyucunun okuma hızını ve okuduğunu anlamasını etkiler. Ayrıca okuyucuların okumaya hazır bulunuşluklarını olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle metinlerin okuyucunun seviyesine uygun olması önemlidir.

Ters Çevirmeler Genellikle ilkokulun ilk sınıflarında görülen ancak daha üst sınıflarda da devam edebilen bir okuma kusuru da okurken yapılan ters çevirmelerdir. Örneğin, öğrenci “b” yerine “d”, “u” yerine “n” gibi harfleri ters çevirmekte veya “ev” yerine “ve” gibi harflerin yerini ters çevirebilmektedir. “Ayrıca simetrik olmayan f-t, c-e, a-o, c-ç, s-ş gibi bazı harflerin yazımı da birbiriyle karıştırılmaktadır. Benzer harflerin karıştırılması, çocuğun dikkatsizliğinden ve ilgisizliğinden kaynaklanmaktadır.”

Akyol (2020:271)’a göre okuma becerisinin gelişmesiyle ters çevirmeler ortadan kalkmaktadır ancak yedi yaşından sonra bile ters çevirme hataları mevcutsa sorun ciddiye alınmalıdır. Böyle durumlarda yön çalışmaları ile harf veya heceleri birbirinden ayıran şekil ve fonolojik özelliklere dikkat çekilebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir