ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 62
OSMANLIYA AİT TÖRENLER, VALİDE ALAYI
Bir padişahın ölümü demek, aynı zamanda haremdeki bütün kadınların, gözdelerin ve cariyelerin Eski Saray’ a gönderilmek üzere hazırlıklara başlamaları demekti. Padişahın ölümü ile haremin sosyal yapısı bozulurdu. Valide sultan hala sağ ise, padişahın tüm hasekileri ve evlenmemiş kızları Eski Saray’ a nakledilirdi. Oğlunun tahta çıkması muhtemel olan anne de, Eski Saray’da en büyük saygıyı gören kişi olurdu. Eski Saray’da muhafaza edilen valide sultan, taht üzerinde hak sahibi olan oğulları ölünceye veya padişah oluncaya kadar oradan çıkma imkânı bulamazdı. xvı. yüzyılın sonundan itibaren devam edegelen adet böyleydi.
Yeni Saray (Topkapı Sarayı) yapıldıktan ve padişahlar haremleriyle birlikte oraya geçtikten sonra, Eski Saray, ölen padişahların haremine tahsis edilmişti. Bu sarayda kalan kadınlardan bilahare valide sultan olanlar, büyük bir merasimle Yeni Saray’a nakledilirlerdi. Cülus merasiminden birkaç gün sonra saltanata yeni geçen padişahın annesinin, alayla Eski Saray’dan Yeni Saray’a getirilmesi teşrifat kanunlarındandı. Eğer, valide sultan ha yatta değilse veya oğlunun saltanatı esnasında ölmüşse, görev ve bazen da rütbe, sultanın sütannesine veya harem kadınlarının reisi hazinedar ustaya veyahut yeni sultanın üvey annesine veri lirdi.
Osmanlı hanedan ailesinin yapısı ve üremeye ilişkin düzenlemeleri, eşe değil anneye itibar ediyordu. Bir şehzade ya da padişah kendisine bir gözde seçse bile birinci derecede bağları iki kadınla ilgili olup, bunlar annesi ve hasekisi idi. Anne hayatta iken haseki ondan sonra gelirdi. O yüzdendir ki, bilhassa XVII. yüzyıl da valide sultanlık makamı çok itibar kazanmış ve valide sultanlar, devlet yönetiminde söz sahibi olmuşlardır.
Sultan III. Murad’ın Topkapı Sarayı’na yeniden bir harem da iresi ilave ettirmesi ve harem-i hümayun takımını kâmilen oraya nakletmesinden sonra, Eski Saray önceki sultanların ikametine tahsis olunmuştu. Bundan sonra, ölen padişahın kadınlarının, kızlarının ve belli başlı cariyelerinin Eski Saray’a gönderilmesi adet oldu. Nitekim III. Murad ölünce, Şehzade Mehmed’in annesi Safiye Sultan hariç öbür kadınları, kızları ve cariyeleri Eski Saray’a gönderildi.
Osmanlı padişahlarının anneleri için ‘Sultan’ lakabının kullanılması Il. Murad zamanında başlamıştır. III. Murad annesine hürmet ve muhabbetinden dolayı ‘valide sultan’ diye seslenmiştir ve o vakitten beri bu güzel âdete uyulmuştur. Osmanlı tarihinde ilk valide alayı, Sultan III. Mehmed’in ölümü üzerine, I. Ahmed’ in annesi Handan Valide Sultan için yapılmıştır. Bunu müteakip XVII. yüzyılda kendilerine valide alayı düzenlenen valide sultanlar şunlardır: IV. Murad ve Sultan İbrahim’in annesi Mahpeyker Kösem Sultan, II. Süleyman’ın annesi Saliha Dilaşub Sultan, III Mustafa ve lll. Ahmed’in anneleri Emetullah Rabia Gülnüş Sultan II. Ahmed’in vefatında, yine Edime’de bulunan II. Mustafa tahta çıktığında, validesini İstanbul’daki eski saraydan Edime’ de ki tahta çıktığı saraya davet etmek suretiyle valide alayı düzenletmişti.
Valide sultanın saraya mahsus teşrifat ve merasimle Eski Saray’ dan alınarak Yeni Saray’a nakli şu şekilde olurdu: Yeni padişah, cülusunun ertesi günü ya da beşinci günü, validesinin azim bir alay ile Saray-ı Atık’ten Saray-ı Cedid’,e getirilmesini emrederdi. Bunun üzerine, rikab-ı hümayun ve şikar ağaları, kapıcıbaşılar, sultan kethüdaları, piyade ve süvariler, padişah evkafı mütevellileri, haremeyn vakfı erkanı, harem ağaları, baltacılar ve saire ile darüssaade ağası ve yeni tayin olunan valide kethüdasına bir gün önceden tezkireler yazılıp, ertesi günü Bayezid’deki Eski Saray’da alay tertibinde hazır olmaları bildirilirdi.
Tahtı revan veya araba ile hareket eden valide sultanın geçeceği yolda, iki keçeli yeniçeriler selam resmini ifa etmek üzere dururlardı. Valide alayı, Bayezid kulluğu yani karakolu önüne geldiği vakit, yeniçeri ağası veya ağa seferde ise vekili olan sekbanba şı tarafından karşılanırdı. Araba burada biraz durur, ağa yer öperek hürmet ve tazimlerini arz ederdi. Bu sırada kendisine hil’at giydirilir; bir boyama içinde gerek ağaya ve gerek neferlerine ve maiyyetine mahsus olarak evvelce tertip edilen defter mucibince atiyyeler verilirdi. Her kulluk geçildikçe, oradaki kulluk neferlerine atiyyeler verilip bir taraftan da alaydan etrafa çil paralar saçılır, fa kirlere de bahşişler dağıtılırdı. Alay cebehane önüne gelince, cebecibaşı valide sultanı selamlayarak atiyyesini alırdı.
Bu merasimle Bab-ı hümayundan saraya girilir; burada alay, Hastahane kapısı köşesini geçmez, Bab-ı hümayundan girenler rütbelerine göre iki sıra şeklinde dizilirlerdi. Burada, bostancı baş hasekisi ile hasekiler ellerinde değnekler olduğu halde dizilip da ha ileriye kimseyi geçirmezlerdi. Valide sultanın arabası tam Has Fırın kapısı önüne geldiğinde, padişah yavaş yavaş yürüyerek fırın hizasına yaklaşınca, validesini yerle beraber bazen iki ve bazen üç defa temenna ile selamlar ve bunun üzerine çavuşlar alkış yaparlardı. Valide sultan kapıdan içeri girdikten sonra alay dağılırdı. Kanun-ı kadim gereği, önceki valide sultan da Eski Saray’a nakledilirdi.
Valide alayından sonra, valide sultanın saraya gelişinin ikinci günü, varsa sadrazama, yoksa sadaret kaymakamına padişah ve valide sultan tarafından birer hüküm gönderilir, valide sultanın geldiği bildirilirdi. Aynı zamanda, sadrazama bir kürk ile bir de hançer hediye edilirdi. Sadrazam, gönderilenleri makamında karşılar ve bunları törenle giyerdi. Valide sultanın kürkle beraber gönderdiği ferman, padişahınki gibi aşikâr okunmayıp sessizce okunur ve kürkü getirene hil’at giydirilip maiyyetine atiyyeler verilirdi. Sadrazam seferde ise, kaymakama gönderilenden başka sadrazama da ayrıca kürk yollanırdı.
Bu şekilde saraya yerleşen valide sultan, haremin en itibarlı hanımı ve haremin başıydı. Valide sultanın hem aile üyeleri -padişahın çocukları, padişahın kendileri de önemli bir güç sahibi olabilen padişah hanımları, evlenmemiş ya da dul padişah kızları- hem de haremin idari / hizmet hiyerarşisi üzerinde otoritesi vardı. XVL yüzyılın sonunda ortaya çıkan valide sultan otoritesi, iç hanenin başında bir aile büyüğü kadının varlığına ihtiyaç duyulduğundandı. Padişah olan oğullarına ‘arslanım’ diye hitap eden valide sultanlar, haremin mutlak hâkimleriydi. Kalabalık bir maiyetleri bulunur; haremi hazinedar usta vasıtasıyla idare eder, dışarıdaki işlerini ise dürüst, güveniler kişiler arasından seçilen valide kethüdası eliyle yürütürlerdi.
XVII. yüzyılın başlarında bir çeşit harem gücü olarak ortaya valide sultan çıkar. Valide sultanın herkesten üstün konumu, harem müessesesinin esasıydı. O, hem sultan ailesinin vesayetinden hem de harem hanesinin günlük işleyişinin idari denetiminden de sorumluydu. Onun haremin en güçlü üyesi olduğunu, maaşı açık bir şekilde yansıtmaktadır. Zira devlet hazinesinden harem üyelerinin her birine ödenen günlük maaş, harem kurumunun hiyerarşisini ortaya koyar ve simgelerdi. Bu yüzdendir ki yönetici elitin bütün kademeleri, hem Enderun hem Birun teşkilatı hem askeri hem de dini teşkilat, valide alayında fiilen temsiledilirdi. Bu konumundan dolayı yani haremin baş sorumlusu olarak padişahla birlikte sarayın dışına sıkça çıkabilmekteydi. Bununla birlikte, sarayda kendine ait mutfağı olan tek kadın valide sultan idi.
Haremde Hünkâr Sofası’ndan sonra en geniş daire, valide sultan dairesi idi ve valide sultanlar, oğullarından ekseriya büyük bir hürmet görürlerdi. Kendilerine ‘paşmaklık’ adıyla haslar tayin olunur ve Darphane’den de muayyen aidatları bulunurdu. Valide sultanların kalabalık bir maiyeti olup bilhassa XVII. yüzyılda bir kısmı devlet işlerine fazla miktarda müdahalede bulunmuşlardı.
