Temelden Paragraf

ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 69

SUR-İ HÜMAYUN

Sur kelimesi, “düğün, velime, cemiyet, nikâh, veladet gibi bir ayin münasebetiyle icra olunan şenlik”; Sür-ı hümayun ise, “Hanedan-ı saltanat-ı seniyyeye ait cemiyet-i resmiye” demektir. Padişahların erkek çocuklarının (şehzadelerin} sünnet düğünleri, kızlarının veya kız kardeşlerinin (sultanların} evlenme düğünleri ve silesi ile yapılan sur-ı hümayunlar, bazen yalnızca sünnet düğünleri “sur-ı hıtan” bazen evlenme düğünleri “sur-ı arus” bazen de şehzade ve sultanların doğumları münasebetiyle yapılan ve “viladet-i hümayun” diye adlandırılan şenliklerde yapılırdı. Sur-ı hümayun, Osmanlı saray teşrifatına mahsus bir deyim olup, saltanat düğünü anlamına gelir; Osmanlı hanedanının erkek çocuklarının sünnet edilmelerinde ve kız çocuklarının evlenmelerinde kurulan düğünlere mahsus bir deyimdir.

XVII. yüzyılda Osmanlı şehzadeleri saraya kapatıldıktan sonra, padişah kızlarının evlendirilmesine önem verildi. Bununla birlikte sünnet törenleri de büyük bir ihtişamla yapılıp, padişahların yapılmayan düğün törenlerinin yerini almıştı. Osmanlıların par lak devirlerinden sayabileceğimiz XVII. yüzyılda, Bin bir Gece Masallarını andıran bir ihtişam içinde geçen ve büyük bir şenliğe dönüşen bu düğünlerin hazırlıklarından sorumlu olmak üzere saray teşkilatından güvenilen bir kimse, bazen bir vezir “sur emini” olarak tayin edilir; yapılan harcamaları tespit için de sur emini tarafından bir kâtip seçilirdi. Düğün hazırlıkları yapılırken bir taraftan da davet edilecek kimselere davet mektupları gönderilirdi.

Sur şenlikleri, padişahın isteğiyle düzenlendiği halde, yalnızca sarayın sınırları içinde kalmayıp bütün başkentte, hatta bazen de büyük taşra kentlerinde kutlanan büyük şenlikler olurdu. XVI. yüzyılın ortalarından başlayan ve XVIII. yüzyılın ortalarına kadar devam eden şenliklerden en görkemlileri, şehzadelerin sünnetleri dolayısıyla düzenlenenlerdi. O kadar büyük harcamalar yapıl masa bile, hanım sultanların düğünleri de göz alıcı olurdu. Bazen her iki düğün bir arada yapılır ve büyük bir şenlik halini alırdı.

Osmanlı döneminde yapılan düğün ve şenliklerin sünnet, evlenme, doğum gibi görünen sebeplerinin yanında, başka sebep ve fonksiyonları da vardı. Bu sebeplerden en önemlisi, iç ve dış dünyaya karşı devletin ve onun sembolü olan padişahın üstünlüğünün ve ihtişamının sergilenmesiydi. Bu düğün ve şenliklere gelen yerli ve yabancı devlet adamları ve elçiler, gördükleri muhteşem gösteriler ve zenginlikler karşısında hayranlıklarını gizleyemiyor, devletin maddi ve manevi gücünü bir kez daha alkışlamak durumunda kalıyorlardı. Bu düğün şenlikleri sırasında yapılan harcamalar, yabancı konukların ve tebaanın temsilcilerinin ağırlanması, devletin zenginliğinin ve kudretinin göstergesi olduğun dan, bu şenliklerde padişahların cömert davrandığı görülmektedir.

Yine, bu düğün ve şenliklerde, bir sosyal dayanışma ve kaynaşma da söz konusuydu. Osmanlı şenliklerinde, toplumun her kesiminden insanlar bu eğlencelere katılıyor; bir kısmı izleyici, bir kısmı gösterici, bir kısmı da görevli ve davetli olarak üzerlerine düşeni yapıyorlardı. Halkın sarayla irtibatı bir kat daha artıyor ve bazı merakları da bu vesileyle gideriliyordu. Bazı dini ve sosyal yasakların da bu şenliklerde bir zaman için de olsa ortadan kalk tığı gözleniyor ve bu durum, halk arasında bir rahatlamayı da beraberinde getiriyordu. Bazen de bu şenlikler ve düğünler, bazı siyasi ve askeri başarısızlıkları unutturmak veya doğal afetlerin acılarını bir nebze olsun dindirmek için yapılıyordu. Muhteşem düğün ve şenlikler, bu başarısızlıkların veya felaketlerin sonuna denk getirilmeye çalışılıyordu. Bu şenlikler vasıtasıyla genel hava yumuşatılıyor, tekrar halka ve saray çevresine bir kendine güven havası geliyor, bir nevi yenilenme ve kendine gelme özelliği ortaya çıkıyordu.

Düğün ve şenliklerin dini görünümü de önemliydi. Çünkü sünnet ve nikâh akdi dini özellikler taşıyan unsurlardı. Ayrıca, bu düğün ve şenlikler arasında din adamlarının Kur’ an okumaları, dini toplantılar ve tartışmalar yaparak tefsir okumaları ve dinlemeleri de düğünlerin bir parçasıydı. Bu düğün ve şenliklere öncelikle tarikat şeyhleri ve tarikat erbabı da davet edilerek hayır duaları alınıyordu. Düğünlerin dini günlere ve kandillere tesadüf ettirilmesi de bir başka özellikti.

Şenliklerde bir başka önemli unsur da estetik görünümdü. Yapılan bu şenlik ve düğünlerde giyim kuşam, meydan düzeni, aydınlatma, dekor, renk, hareket, ses, denge, olağanüstü gösteriler, esnafın maharet gösterileri bir estetik kaygıdan yola çıkılarak gerçekleştiriliyordu. Esnafın gösterileri ve yaptıkları maharet iste yen işler, rekabet dolayısıyla tekniğin gelişmesine de yardımcı oluyor ve meydana getirilen eserler, bunları hayranlıkla seyreden izleyicilere sunulmak suretiyle muhtelif fonksiyonları da yerine getiriyorlardı.

Konuklar ve düğünü izleyecekler için müsait yerler yapılır, çadırlar kurulurdu. Düğün için gerekli mutfak araçları ve malzemeleri temin edilirdi. Düğün zamanı gelince, padişah ve çevresi kendilerine ayrılan yerlerde oturarak davetlileri ve elçileri kabul eder, karşılıklı hediye alış verişinde bulunurlardı. Hükümet erkânı, askeri sınıflar, ulema ve şeyhler, esnaf takımı ve yabancı devletlerin elçi ve maiyetleri bu düğünlere davetli olup herkes derecesi ne göre hediyeler takdim eder ve kendilerine ziyafet çekilerek tertip edilen eğlence ve oyunları seyrederlerdi. Doğal olarak bütün bunlar, düğün için önceden hazırlanan geniş bir alanda, şenlik alanında cereyan etmekteydi.

Bu dönemde şenlikler ya Edirne’de ya da İstanbul’da düzenlenirdi. İstanbul’daki şenlikler için Topkapı Sarayı merkez olmak üzere At Meydanı (Bugünkü Sultan Ahmet Meydanı) ve çevresi idi. Edirne’de ise Edirne Saray-ı hümayunu ve Sırık Meydanı idi. Bu hazırlanan yerlerden biri olan İbrahim Paşa Sarayı, bazen At Meydanı’ndaki sür-ı hümayun törenlerini saray erkânının izleme yeri, bazen de düğün evi olarak kullanılmıştır. Nitekim XVII. yüz yılın başlarındaki Ayşe Sultan’ın evliliği nedeniyle Yemişçi Hasan Paşa 1603 (h.1012) yılında düğün evi olarak burayı kullanmıştır.

Sünnet olan her şehzade (ve evlenen her hanım sultan) için düğün alayında yer almak üzere “Nahıl” denilen süsler hazırlanırdı. Nahıl, “hurma ağacı” demek olup, “Nahılbent” denilen ustalar tarafından ağaç, meyve, çiçek ve hayvan şekilleri yapılarak düğünlerde gelinin önünde götürülürdü. Osmanlı düğün ve şenliklerinin ayrılmaz bir parçası, belki de en önemli unsurlarından birisi “Nahıl”dır. Nahıl, gelin ve sünnet alaylarında ağaç biçiminde yapılan, üzerinde balmumundan yapılmış insan, hayvan, yemiş, çiçek vb. şeklinde süsler bulunan, ayrıca değerli taşlar, altın, gümüş yapraklarla, renkli ve yaldızlı kâğıtlarla kaplanan önemli bir düğün ve şenlik unsurudur. Düğünlerde ve şenliklerde, nahıllar dan başka, şekerden yapılan hayvan, ağaç, çiçek, meyve ve çeşitli maketlerden oluşan “şeker” şenliğe orijinallik katan bir başka unsurdu. Şekerden yapılan bu çeşit tasvirler, tıpkı nahıllar da olduğu gibi, bir alay halinde seyircilerin önünden geçirilerek ziyafet mahalline getirilirdi. Burada sergilendikten sonra ise davetliler ve seyirciler tarafından yağma edilirdi. Nahıllar, evlilik bereketini simgelerdi. Nahılların büyüklüğü, damadın erkeklik gücünü; nahılların dallarına asılı yemişler de kadının doğum verimliliğini göstermekteydi.

Nahıl alaylarının ve “şeker alayı”nın geçişinden ve sünnet olacak şehzadelerin alana gelişinden sonra eğlenceler yapılıp ziyafetler verilirdi. Bunlar, düğünün veya şenliğin sonuna kadar gece ve gündüz olmak üzere günlerce devam ederdi. Bu arada esnaf alayları, geçişleri ve gösterilerini yaparak hediyelerini verirler ve hünerlerini gösterirlerdi. Sünnet şenliklerinde padişahın hayır severliğini göstermek üzere, şehzadelerle birlikte sünnet ettirilen çocuklara iyi pirinç olan zerdeden verilmesi adetti. Bu şenlikler de kandil donanmaları yapılır, oyuncuların gösterileri izlenir, sün net merasimi yapılır ve düğün sona ererdi. Evlenme düğünlerin de, bu genel programın dışında cihaz ve arus alaylarının geçişi, cihaz ziyareti ve damadın ayrıca verdiği ‘velime ziyafeti’ de söz konusuydu. Sür-ı hümayunlarda cihaz alayı çok görkemli olur, hediyelerin ihtişamı göz kamaştırırdı. Cihaz alaylarının bu denli ihtişamlı olması, Türk kültür tarihi açısından da önemli bir yere sahipti. Zira bu alaylarda sergilenen eşyalar ve motifler, Türk-İs lam ananesini yansıtıp toplumsal birikimi ortaya koyardı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir