ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 71
TÜKÜRÜK
Yanakta bulunan noktalar çeşitli durumlar tükürüğün oluşmasını sağlar – örneğin yemek yenilmesi. Dilin altında bulunan açıklıklar ise tükürüğün sürekli olarak gelmesini sağlarlar. Bu açıklıklara dalınacak ve tükürüğe karşı yüzülecek olunursa varılacak bölgeler “ana tükürük bezleri” olur. Tükürüğün çoğu onlar tarafından üretilir – günde ortalama 0.7-1 litre arasında tükürük üretirler. Tükürük, boyun kısmından çene kısmına doğru aktığı zaman, iki adet yuvarlak ve yumuşak kabarıklık hissetmek mümkün olur. Tanıştırabilir miyim? Bunlar ana tükürük bezleri; yani patronlardır.
“Sürekli tükürük üreticilerine” bağlı olan ve dilde bulunan noktalar, tam olarak altta yer alan kesici dişlerin hizasında bulunduğundan, bu bölgede çok hızlı bir biçimde diş taşları mey dana gelebilir. Bunun sebebi tükürükte asıl amacı mineleri sertleştirmek olan kalsiyum içerikli maddeler bulunmasıdır – bir diş olarak sürekli tükürük yağmuruna tutulmak da fazla gelebilir. Hiçbir suçları olmaksızın oradan oraya gezinen küçük moleküller de diş taşları sebebiyle kaybolup giderler. Problem ise diş taşının kendisinde değildir; yalnızca sert olmasındadır. Periodontitis veya çürük bakterileri, sert kısımlarda kaygan diş minelerimizde tutunduklarından çok daha iyi tutunabilirler.
Peki kalsiyum içerikli maddeler tükürüklerimize nasıl karı şırlar? Tükürük, filtrelenmiş kandır. Kan, tükürük bezlerinden süzülerek geçer. Alyuvarlar geride bırakılır; çünkü onlara ağzımızda değil damarlarımızda ihtiyaç duyarız. Buna karşın kalsiyum, hormonlar ve bağışıklık sistemindeki antikorlar kandan ayrılarak tükürüğümüze karışırlar. Bu yüzden insanlarda tükürük konusunda küçük farklara rastlamak mümkündür. Hatta bir insandan tükürük örneği alınması durumunda bağışıklık sistemiyle bağlantılı sıkıntıları veya belirli hormonları test edilebilir. Ayrıca tükürük bezleri farklı maddelerin de eklenmesini sağlayabilirler; örneğin kalsiyum içeren maddeler; hatta ağrı kesiciler gibi.
Tükürüğümüzün içinde ağrı kesici de mevcuttur ve bu ağrı kesici morfinden bile daha etkilidir. Bu ağrı kesicinin adı opiorfindir ve kendisi 2006 senesinde keşfedilmiştir. Elbette ki opiorfini yalnızca ufak miktarlarda üretiriz; sonuçta tükürüğümüz bizi ağrı kesiciye boğmak istemez. Ama ufacık bir miktar bile yeterince etkilidir çünkü ağzımız tam anlamıyla hassas bir bölgedir! Ağızın içinde vücudun neredeyse başka hiçbir bölge sinde rastlanamayacak kadar çok sayıda sinir ucu mevcuttur. En ufak bir çilek tohumu bile sinirlenmemize sebep olabilir, marulun içinde bulunan kum tanelerinin anında farkına varırız. Dirseğimizde farkına bile varılmayacak kadar küçük bir yara ya eşdeğer yaranın ağızda çıkması durumunda bu inanılmaz bir acıya sebep olabilir ve bize yara çok daha büyükmüş gibi gele bilir.
Tükürüğümüzden gelen ağrı kesicinin etkisi olmasaydı, bu yaranın yarattığı acıyı çok daha güçlü hissederdik! Çiğneme esnasında bu tür maddeleri barındıran tükürükten daha fazla üretildiği için yemek sonrasında boğaz ağrımız hafifler veya ağzımızda meydana gelmiş olan yaraların acısı azalır. Bunun illa yemek yemekle bağlantılı olmasına gerek yoktur – sakız çiğnediğimiz zaman da tükürüğümüzle beraber opiorfin salgılamış oluruz. Hatta son zamanlarda, opiorfinin antidepresan etkisi taşıdığına dair araştırmalar da yayınlanmıştır. Sıkıntıdan kendini yemek yemeye vermek bu bağlamda işe yarayan bir girişim midir? Önümüzdeki senelerde, ağrı ve depresyon ile ilgili araştırmalarda ortaya çıkacak olan sonuçlar, belki de bu konuyu açıklığa kavuşturabileceklerdir.
Tükürük yalnızca hassas olan ağız boşluğunu acıdan korumaz; aynı zamanda fazla miktarda kötü huylu bakterinin varlığını da engeller. Bunun için örneğin müsinler mevcuttur. Bunlar, balgam maddelerinden oluşurlar. Çocukların müsinler sayesinde ağızlarıyla baloncuklar yapabildiklerini fark etmeleri durumunda, birkaç saat boyunca onların eğlenmelerine de sebep olabilirler. Müsinler dişlerimizi ve diş etimizi müsin ağı eşliğinde koruma altına alırlar. Bu ağlar dilimizdeki tükürük noktacıklarından dışarıya fırlarlar; tıpkı Süpermen’in elinden ağı fırlatması gibi. Bu ağ sayesinde bakteriler ağa takılır ve bize karşı saldırıya geçemezler. Onlar ağda hazır takılı kalmışlar ken tükürüğümüzde yer alan antibakteriyel maddeler kötü huylu bakterileri öldürme fırsatını yakalarlar.
Opiorfinde olduğu gibi burada da şu geçerlidir: Anti bakteriyel maddelerin oranı abartılı bir biçimde fazla değildir. Sonuçta tükürüğümüzün bizi tamamen dezenfekte etmek gibi bir niyeti yoktur. Hatta ağzımızın içinde iyi huylu ve kalıcı bir takımada ihtiyaç vardır. Tükürük zararsız ağız bakterilerinin tamamını yok etmez; çünkü bu bakteriler ağzın içinde kendilerine yer beğenirler – beğendikleri yerler, onların işgal etmeme si durumunda tehlikeli bakterilerin doluşacakları yerlerdir.
Uyurken neredeyse hiç tükürük üretmeyiz. Bu, yastığa sal ya akıtanlar için süper bir durumdur – eğer vücut gün içinde ürettiği 1-1.5 litre tükürüğü vücut gece de üretseydi, salya akıtmak bu insanlar için pek de hoş olmayan bir hobiye dönüşebi lirdi. Gece bu kadar az tükürük ürettiğimiz için pek çok insan da ağız kokusu veya boğaz ağrısı oluşur. Sekiz saat boyunca neredeyse hiç tükürük üretmiyor olmak, mikroplar için şu demektir: Geçiş serbest. Uyanık bakterileri dizginlemek bu durumda pek mümkün olmayabilir, ayrıca ağzımızda ve boğazımızda bulunan mukozalar ağ olarak kullanılma yetilerini yitirirler.
Bu yüzden uykudan önce ve sonra diş fırçalamak, akıllıca bir eylemdir. Bu sayede akşamları ağızdaki bakteri sayısı en aza indirgenmiş olur; yani geceye başlarken partiye misafir olan mikropların sayısı oldukça azalır. Sabah ise mikropların parti sonrası bıraktıkları artıklar temizlenir. Neyse ki tükürük bezlerimiz de sabah bizimle beraber uyanırlar ve derhal üretime geçerler! Sabah yediğimiz bir parça ekmek veya dış fırçamız tükürük akışını iyice hızlandırır ve bakterilerin uzaklaştırılmasını sağlar veya onları midemize indirir. Bundan sonrası, mide asidimizin sorumluluğu altındadır.
Gündüzleri de ağız kokusuna maruz kalanların sıkıntısı belki de kötü huylu bakterileri yeterince uzaklaştıramamış olmak tan kaynaklıdır. Uyanık olan bakteriler henüz yeni yapılandırılmış olan müsin ağlarında saklanmayı severler ve buralara saklanmaları durumunda antibakteriyel maddelerin onlara kadar ulaşması da güçleşir. Bu konuda da dil temizleyicilerin veya sakız çiğnemenin yardımı dokunabilir – bunlar, tükürüğün düzenli bir biçimde akışını ve müsin ağlarının saklı köşelerinin temizliğini sağlarlar. Bu iki tavsiyenin de faydası dokunmazsa ağız kokusuna yol açan başka bir nokta daha var demektir. Bu noktaya da ağzın içinde bulunan gizli yerlerden İkincisini anlattıktan sonra değineceğiz.
