Temelden Paragraf

ÖSYM Tarzı Makaleler – Yazılar 60

ViLADET-İ HÜMAYUN – Doğum Töreni-

Osmanlı devletinin kuruluş döneminde diğer Türk devletlerin de olduğu gibi devlet, ailenin müşterek malı idi. l. Murad’dan sonra devlete iştirak hakkı aileden alınmış, hükümdar ile oğulları arasında paylaştırılmıştı. Bu vesileyle şehzadeler Osmanlı ülkesinde idarecilik yapıyor, devlet yönetimine katkıda bulunuyordu. Sancağa çıkan şehzadeler, ailesi ve çocuklarıyla beraber idaresinde bulunduğu sancakta yaşıyordu. Zamanla bu adet terkedilmiş, III. Mehmed zamanından itibaren büyük şehzadelerin de sancağa çıkmaları kanunu kaldırılmış, veliaht olan şehzadelere ismen sancak verilip, bunun bir vekil ile idaresi halini almıştı. 1648 yılında IV. Mehmed devrinde ise büsbütün lağvedilmiştir. Bu tarihten itibaren şehzadeler Şimşirlik kasrında oturmaya başlamışlardır.

XVII. yüzyılda kafes uygulamasının başlaması ve sancağa çıkma sisteminin sona ermesiyle, bir padişah tahta geçene kadar çocuk sahibi olamıyor ve tüm çocukları başkentte dünyaya geliyordu. Böylece doğumlar, özellikle devlet işlerinin daha da kötü ye gittiği dönemlerde ‘Viladet-i hümayun’ denilen halk şenlikleri ne dönüştürülüyordu. Padişahın zevcesi addolunan kadın efendilerden, hasekilerden veya padişahın hizmetindeki özel cariyeler den biri doğum yaptığı zaman, sarayda büyük bir sevinç hâsıl olur, büyük törenlerin ve masrafların yapılmasına yol açardı.

Sarayda doğum yaklaşınca ‘Mehd-i Ulya-yı Saltanat’ unvanıyla haremin tek hâkimi olan hükümdar anneleri, derhal oğluyla konuşur; doğum için yapılacak elbise, alınacak mücevherat ve saire ile doğrudan doğruya kendisi meşgul olurdu. Bir saray ve hanedan ananesi olarak beşiği, örtüyü ve yatağı padişahın annesi hazırlar ve gönderirdi. Padişahın annesi sağ değilse bu iş, padişahın en büyük kız kardeşine düşerdi. Gerek çocuk takımları, gerekse kadın için yapılacak takımlar konusunda hazine kethüdası veya vekili, valide sultanın istediklerini derhal yerine getirirdi. Eğer, çocuk ve kadın takımlarından elde bulunanlar varsa onlar yeniden satın alınmaz veya yaptırılmazdı. Hazinedar vekili veya kethüdası, valide sultanın istediklerini defterleriyle beraber düzenleyerek hareme teslim ederdi.

Doğum için, haremde bulunan büyük odalardan birisi ayrılırdı. Doğumdan önce, ebe ile doğacak çocuğu emzirecek süt anne (daye) de tespit edilirdi. Doğum odası, baştanbaşa süslenir ve bütün takımları değiştirilirdi. Doğum odasına girildiği zaman, inciler, pırlantalar ve değerli taşlardan yapılmış takımlar dikkat çekerdi.

Beşik takımları, yatak takımları, perdeler en ağır kumaşlardan yapılır, üzerleri inciler ve altın sırmalarla donatılırdı. Doğum için döşenen yatağın üzerine asılan cibinlik, yakut ve zümrüt incilerle işlenmiş kırmızı atlastan olurdu. Bu kırmızı renk Osmanlı hanedanına mahsus olduğundan, o rengi başkası kullanamazdı.

Doğum odasının en süslü yeri, kadın efendinin yattığı yatak değil, doğacak sultanın uyuyacağı beşikti. Beşiğin yapılmasına, süslenmesine özellikle çok dikkat edilirdi. Eğer, haremde bulunan beşikler uygun görülmezse Darbhane’de hazine kethüdası vasıtasıyla yenisi yaptırılıp törenle getirilir ve Altın Yol’dan geçirilerek hareme teslim edilirdi. Aslında haremde bazen bir kaç doğum aynı hafta, ay veya yıl içinde yapıldığından birkaç beşik hazır bulunurdu. Beşiklerin üzerine konan sera ser örtü ile yorgan, çok değerli taşlarla süslenirdi. Beşiğin başucuna, içinde Kur’an bulunan pırlanta; elmas, inci, sırma ve tırtılla işlenmiş Kur’an ke sesi; pırlanta elmaslı Maşallah; elmas, yakut, zümrüt ve peruzelerle süslenmiş horoz mahmuzu nazarlık takımı asılırdı.

Bir padişah çocuğu doğduğunda, bunun ilanı da teşrifata ve geleneklere göre yapılırdı. Sultan doğar doğmaz ilk olarak darüssaade ağasına haber verilirdi. Ağa, oda lalası vasıtasıyla silahdar ağaya müjdeli haberi gönderirdi. Silahdar ağa, padişahın bir çocuğu olduğunu sarayda ilan eder; bu haber üzerine Enderun’da bulunan her oda, çocuk erkek ise beş, kız ise üç kurban keserek sultanın doğumunu kutlardı.

XVII. asırdan beri görülen usule göre, şehzade ve sultanların doğumları hatt-ı hümayunla sadrazama bildirilirdi. Doğan çocuk erkek ise sadrazama gönderilen hatt-ı hümayunu darüssaade ağası, kız ise yüksek rütbeli bir saray ağası getirirdi. Hatt-ı hümayunla gelecek ağayı kapı ricali binek taşı yakınındaki merdivenlerin basamaklarına mertebelerine göre sıralanarak karşılardı. Sadrazam, hatt-ı hümayunu misafir odası kapısında alarak reisülküttaba verirdi. Bu sırada çavuşların alkışları arasında ve Arz Odası’na geçilirdi.

Sadrazamın makamına oturmasından sonra, reisülküttab hatt-ı hümayunu yüksek sesle okurdu. Bitiminde ağaya hil’at giy dirilirdi. Bu esnada, reisülküttab hatt-ı hümayuna cevap olmak üzere telhis hazırlatarak getirir, mühr-i hümayun ile mühürlenirken herkes ayağa kalkar ve sadrazamın yanında bulunan balin üzerine koyardı. Bundan sonra, peşkir, tatlı, kahve ve çubuk ikram edilir, gelenlere hil’atler giydirilir ve atiyyeler verilerek geri gönderilirdi. Ser-etibba-i hassanın da sadrazama gelmesi, müjde için Enderun ağalarının bir kısmının ayrı ayrı kethüdabey, reisülküttab ve çavuşbaşı ağayı ziyaret etmeleri adettendi. Bunlar çeşitli hediyelerle uğurlanırdı.

Doğum münasebetiyle Topkapı Sarayı’nın deniz kıyısında bulunan toplar, eğer doğan erkek ise yedi, kız ise üç defa atış ya parlardı. Top atışı günde beş defa tekrarlanarak mesut doğum halka ve devlet ricaline duyurulurdu. Topkapı Sarayı’ndan başka Kız Kulesi ve diğer mahallerden de top atılması hususunda emir verilirdi. Bazı belgelerden Yedikule’deki ve Rumeli Hisarı’ndaki toplardan da kutlama atışı yapıldığı anlaşılmaktadır. Padişahın ilk çocuğu hanedanın devamına işaret ettiğinden, İstanbul’ da atılan toplardan başka büyük merkezlere de haber gönderilerek halka ilan edilir ve her mahallin şer’i mahkemelerinde sicillere kaydolunurdu. Eyaletlerde yapılan şenliklerin İstanbul’a bildirilmesine ait pek çok arşiv vesikası Osmanlı Arşivi’nde bulunmaktadır. Bazen bütün ülkeye ilanından sonra, daha önceden yapılan hazırlık muvacehesinde bütün şehir bir şenlik alanı haline gelir, donanmalar, şehrayinler, eğlenceli günler, geceler boyunca her tarafta devam ederdi.

Viladet-i hümayun şenliklerinde mekân pek önemli değildi. Doğum, tellalbaşı tarafından evvela Sadrazam sarayında merdiven başında, sonra Bedesten’de, Sultan saraylarında, Divan Yolu ile halkın kalabalık olarak bulunduğu yerlerde, Üsküdar, Eyüp, Galata ve Boğaziçi’nde gerekli yerlerde yüksek sesle ilan olunurdu.

Doğum haberinin tebliği üzerine şeyhülislam, reis efendi vasıtasıyla, kaptan paşa, kadı askerler ve yeniçeri ağası, sadaret kethüdası tarafından yazılan tezkerelerle davet olunarak Sadrazam sarayına gelip Arz Odası’nda buluşurlardı. Öğle namazını kıldık tan sonra, kozbekçibaşı gelince, binek taşından önce yeniçeri ağası, sonra kaptan paşa, sonra kadı asker efendiler, sonra kapı halkı ile sadrazam paşa ve şeyhülislam efendi yan yana atla yola çıkıp Soğuk çeşme kapısından girerek Hasbahçe yoluyla Yalı Köşkü’ne varırlardı. Önce darüssaade ağasının yerinde biraz dinlenilir; sonra sıra ile padişahın huzuruna girilirdi. Hünkârın inayetiyle, önce sadrazama, sera ser denilen baştanbaşa sırma işlemeli kumaşa kaplı bir kürk ve üstlük giydirilip alkış olunurdu. Sonra, şeyhülislam efendiye beyaz çuhaya kaplı bir kürk, kaptan paşaya da sera ser bir kürk giydirilip alkış olunurdu. Sonra, iki kadı askerlerle yeniçeri ağasına bol yenli yeşil çuhaya kaplı birer samur kürk giydirilirdi. Hepsi eğilip yer öperek geri dönerlerdi. Yalnız, sadrazam tek başına içeride kalıp padişahın önünde oturur ve yarım saat kadar onunla sohbet ederdi. Aynı zamanda mehterhane dinlenir ve pehlivanlar seyredilirdi. Bundan sonra, sadrazam huzurdan çıkarak yarım saat kadar darüssaade ağasının makamında dinlenirdi. İkindi yaklaşınca şerbet ve buhur verilip gitmesine izin çıkınca hünkar tarafından mükemmel atlar dan biri kendisine mahsus eğer takımıyla donanmış şekilde ihsan edildiğinden buna biner ve saraydan ayrılırdı.

Doğum münasebetiyle, padişah tarafından sadrazam ve diğer ricale loğusa şerbetleri gönderilir ve bunların zevceleri de hususi bir baltacı ile saraya davet edilirlerdi. Darüssaade ağası veya kahya kadının tezkiresiyle loğusayı tebrik için saray haricinde bulunan evli sultanlarla şeyhülislamın aileleri davet edilir; davetliler den sultanlar müstesna diğerleri sadrazamın ailesinin nezdinde toplanırlar ve oradan arabalarla saraya giderlerdi. Loğusanın odasına giren davetliler, kadını selamlarlar ve örtüsünü öperler, sedir üzerine otururlardı. Sultanlar sedirde oturmayıp yatağın karşısındaki yüksek mevkiye yerleşirler ve bu suretle kendilerinin derecelerinin yüksek olduğunu gösterirlerdi. Çocuk da, yatağın ayakucunda oturan sütninenin kucağında bulunurdu.

Bir sultanın doğumu sarayı ve haremi, loş koridorlarını, basık tavanlı dairelerini derhal harekete geçirir, harem sanki kabuslu bir uykudan uyanır gibi silkinir, ışık ve renk alemine bürünürdü. Hünkar sofası, harem ve sarayın dışı, fanuslar, fenerler ve kandillerle süslenirdi. Eğlence ve şenlik yalnız sarayda kalmaz; bu harekete şehir de karışırdı. Devlet adamları, İstanbul’da bulunan büyük rütbeli memurlar, konaklarını ve yalılarını renkli kandillerle donatırlardı. İstanbul’da bir yandan toplar atılıp mehterhaneler çalınırken, öbür yandan da şehir meşalelerin, fanusların gölgesinde coşar, kendinden geçen İstanbul halkı müthiş bir eğlenceye dalardı. Bu eğlenceler bazen beş, bazen yedi gün devam ederdi.

Törenlerde atılan topların adedi, şenlik günleri, doğan çocuğun erkek ve kız olduğuna ve padişahın ilk ve diğer evlatları oluşuna göre değişirdi. Padişahların ilk oğulları doğduğu zaman donanma günü fazla olur, diğer oğulları doğarsa donanma günleri azalırdı. II. Osman’ın ilk oğlu doğduğu zaman, yedi gün yedi gece şehir donanması olmuştu. IV. Mehmed, 1084/1673’de ikinci oğlu Ahmed doğduğu zaman, üç gün üç gece donanma ve şenlik yaptırmıştı. II. Ahmed’in 1102-1106 / 1691-1695 saltanatı zamanında 1692’de şehzadesi doğduğunda, o günün sabahı, bütün İslam memleketlerinde dört gün dört gece şenlikler yapılmak üzere fermanlar gönderilmişti. Aynı günde, padişah Alay Köşkü’ne gelerek şenlikleri izledi. Gündüzleri güreşler tertiplendi ve cirit oyunları oynandı. Geceleri de top ve çeşitli fişekler atıldı.

Sultan IL Mustafa’ınn şehzadesi doğduğunda, dört gün dört gece donanma-yı hümayun olunmak babında ferman olunup, herkes dükkânlarını donatıp dört gün dört gece dükkanlar, pazarlar ve çarşılar ve memleketin her tarafında şenlikler yapılıp, sabah akşam kutlamalar devam etmiştir. Bostancılar da Alay Köşkü’nden top ve tüfek atarak şenliklere katılmışlardı. Şenlikler de bazen yedi gün yedi gece şehir donanması ve dört gece dahi deniz donanması olurdu.

Padişah seferde olduğu zaman, şenlikleri vezir-i azam takip ederdi. Sultan II. Mustafa 1108 / 1696 senesinde Engürüs seferinden dönerken, şehzadesinin doğum haberi vezir-i azam tarafın dan haberdar edilmesi gerektiğinden, saray ağalarından biri gönderildi. Şehzadenin doğumunu müjdeleyen müjdecibaşıya ikram olarak bir elbise çuhaya kaplı samur kürk ve dört yüz sikke-i hasene ve bir mükemmel ve mürettip at hediye edildi.

Yeni doğan şehzadenin hizmetine ‘usta’ denilen yirmi kadar genç kız tayin edilir ve validesi çocuğun bakılmasına ve büyümesine nezaret ederdi. Sultanın padişaha doğurduğu erkek çocuklar, saray dışından getirilen seçili bakıcı kadınlar (sütnine ve öteki bakıcılar) ile birlikte kendisinin yanında büyütülür ve yetiştirilirdi. Bir yaşında sütten kesilen şehzadeye bir maiyet tayin olunurdu. Bu maiyetin başlıcalarından ‘ağa’ denilen üç kişi Has Odalılardandı. Bunların içinde en yaşlısı şehzadenin baş mürebbisi olup kendisine ‘başlala’ derlerdi; bunun emri altındaki diğer üç hadım ağası da ‘lala’ unvanını taşırlardı.

Doğum olduktan sonra, Topkapı Sarayı’nın Bab-ı hümayun veya Babüssaade denilen kapısının önünde içi çok seçkin avize, kandil ve aynalarla süslenip aydınlatılmış bir tak kurulurdu. Bu tak’ın sağ tarafında Dış Hazine’den Has Fırın kapısına kadar ‘Hasta kapısı’ veya ‘Düzme kapısı’ denilen yerlerle sol taraftaki odun ambarından Has Ahır, Darbhane, Şehremini Ambarları’nın kapı ve duvarları altın ve gümüşle işlenmiş ağır parlak kumaşlarla donatıldığı gibi, bayraklarla da ayrıca süslenmiş, kandillerle aydınlatılmış olurdu ve Enderün’da her gün üç nöbet mehterhane faslı olurdu. Ayrıca, bir şehzadenin doğumundan dolayı sadrazam, şeyhülislam, ve sair mevcut bulunan vezirlerin, kaptan paşa, tevkii paşa ve selatin şeyhlerinin Has Oda’ya davet edilerek dua edip Kur’an okumakla şehzadenin dünyaya gelişleri kutlanırdı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir