İnsanların bir ömür boyu arayıp da çoğu zaman bulamadıkları mutluluk, gerçekte bu “adanmışlıkta” içkindir. Mutluluk dediğimiz şey; insana adanmışlığın ya da daha genel anlamda “insan için olmanın” sağladığı esenlik duygusundan başka bir şey değildir. Buna da yalnızca kendimiz için bir veya birkaç amaç belirlemekle değil, insan olma yolunda aralıksız bir çabayla ulaşabiliriz. Gerçek mutluluğu, insani amaçları gerçekleştirme yolunda sık sık duyduğumuz eşsiz sevinçler biçiminde yaşarız. Buna göre mutluluk; çabalarımızın sonucunda bir gün ulaşmamız gereken statik bir esenlik duygusu olmaktan ziyade, insan olma yolunda ilerlerken zaman zaman yoğun bir biçimde hissedeceğimiz güzel duyguların bütünüdür.
“Yetkin bilince” ulaşmamış olanlar, mutluluğu “edinmelerde” ararlar ve bir şeyler edindikçe yaşam sevincini elden kaçırdıklarını fark ederler. Bu kişiler zamanla dünyadan koptuklarını, sevdiklerinden uzaklaştıklarını; acı bir yapaylığın ve koyu bir yalnızlığın pençesine düştüklerini görürler. “Ben”, kendini kendi dışında gerçekleştirmek ister. Kendine kapalı bir “ben”, hem kendi için hem de dünya için verimsizdir; dolayısıyla bu, “mutsuz ben”dir. Edinmelerin sonu yoktur ve temel gereksinimlerimizin dışında edindiğimiz her şey, bilincimizi boğacak bir düşmandan başka bir şey değildir.
Dünyanın daha iyi düzenlendiği bir senaryoda pek çok insan esenlik içinde yaşayabilirdi. Bu yüzden mutluluk kavramı oldukça tehlikeli bir kavramdır; çoğu zaman bize olumlu duygular esinlemekten çok, aşırılıkların pençesine düşmüş insanın açmazlarını ve sıkıntılarını duyurur. Dünyada mutluluğu amaçlamış ama ona bir türlü ulaşamamış pek çok insan vardır; bu insanlar olur olmaz şeyler istemekte olduklarının bilincinde değillerdir. “Bencillik ahlakı”, bir “yetinmezlik ahlakıdır”. Kökü doğada olan ve hayvan yanımızdan gelen bencillikle, insan olmanın kaçınılmaz koşulu olan “ahlaklılığı” bağdaştırabilmek pek kolay bir iş değildir. Gerçek anlamda ahlaklı kişi; kendini merkeze koymakla birlikte, kendini “özel” ya da “ayrıcalıklı” bir insan olmaktan çıkarmış kişidir. O, başka insanlardan biri olmanın ötesinde bir anlamı olmadığını bilir. Sadece bir kişi için düşünülmüş bir dünya, yetersiz olduğu kadar ruhsal sorunlarla da yüklü olacaktır.
Ahlakın, duygu taşmaları karşısında bir engelleyici olduğu doğrudur. Öte yandan, yetkin bir bilinç zaten bu tür taşmalara eğilimli değildir. Bir duygu taşması anında “usun” (aklın) ılımlılaştırıcı yanıyla işe karışması beklenir. Ancak bu taşmalar karşısında da belli bir hoşgörüyü sürdürmek zorundayız; insan olduğumuzu unutmamalıyız. “Ussallık” adına duyguları öldürmek de insana iyilik getirmeyecektir. Yetkin bir ahlak yaşamı için asıl olan, insanın kendini “dengede” tutabilmesidir. “Ilımlılık” ya da “orta yol”, olgun insana en çok yakışan tavırdır. Buna göre, her konuda olduğu gibi ahlak konusunda da “ölçülülüğün” en sağlam yol olduğunu söyleyebiliriz. Duygu taşmaları genellikle altında iyimserlik ya da kötümserlik yatan heyecanların dışa vurumuyla oluşur. Oysa bilinçli insanın dünyasında, özel bir anlam yüklenen “iyimserliğin” de “kötümserliğin” de yeri yoktur. Bu tür kontrolsüz duygu taşmaları, daha çok çocukluktan çıkmaya başlayan bireyin sallantılı dünyasında bir kaçınılmazlık olarak kendini gösterir.
Aynı konudan makaleler
🧭 Bu tür metinlerle her gün çalış
Makalelerle Paragrafta Yolculuk · 100 Gün: her gün bir makale dünyasından 20 ÖSYM tarzı soru.
1–10. günler herkese, 11–20. günler üyelere ücretsiz · TYT, KPSS, ALES, DGS